Terör örgütü üyeliği suçunun manevi unsuru doğrudan kasttır. Doğrudan kast, suçun tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir. Bilmek ve istemekten maksat; örgütü bütün unsurlarıyla ve özellikle de, nihai amacını suç tarihinden önce bilmek ve bu amacın gerçekleşmesini istemektir.

Bir yapılanmanın terör örgütü olduğunu bilmek, onun üyesi olunduğu anlamına gelmez, ayrıca sanığın o örgütün üyesi olduğu da ispatlanmalıdır. TCK’nın 314. maddesinde örgüt üyeliğinin tanımını yapılmasa da, üyelik için ise bazı şartların varlığı gerekir. Örgüt üyesi, öncelikle örgütün hiyerarşik yapısına dahil olan kişidir. Hiyerarşi, örgütteki emir-komuta zinciri ve alt-üst ilişkisidir. Terör örgütüne üye olma suçunun maddi unsuru hiyerarşik yapıya dâhil olmaktır. Yargıtay da, hiyerarşik yapıya dahil olan, yani örgütle organik bağ kuran kişileri örgüt üyesi kabul etmektedir. Yargıtay, fiziksel varlığı olmayan bu bağı tespit için bazı kriterleri esas almaktadır. Bunlar; örgütsel faaliyetlerdeki süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluktur. Bu üç kriterin “birlikte” bulunması gerekir ve örgütsel faaliyetleri çeşitli, sürekli ve yoğun kişiler hiyerarşik yapıya dahil olmuş kabul edilir. Bu üç kriter, örgüt üyesi ile yardım edeni ve örgüt adına suç işleyenleri ayıran ölçüttür.

Ancak her faaliyet örgütsel olarak kabul edilemez. Örgütsel faaliyet; örgütün nihai amacına hizmet eden ve örgüt talimatı ile yapılan faaliyettir. Örneğin, Yargıtay kararları gereğince, “sempatizan” olmak suç değildir.

Kısaca, TCK ve Yargıtay uygulaması gereğince bir kişinin terör örgütü üyesi olarak kabulü; bu kişinin terör örgütü olduğunu ve nihai amacını bildiği yapının mensubu olmayı hür iradesiyle istemesine, bilerek ve isteyerek bu örgütün hiyerarşik yapısına dahil olmasına ve yine bilerek ve isteyerek çeşitli, sürekli ve yoğun örgütsel faaliyetlerde bulunmasına bağlıdır. Güncel yargılamalarda ise; çocuklarını okula göndermek, gazete aboneliği, barışçıl dini sohbetlere katılmak, bankacılık faaliyetlerinde bulunmak, bir iletişim programı kullanmak ve sendika-dernek üyeliği gibi faaliyetler yasal ve rutin olmalarına rağmen, Hükümeti ve anayasal düzeni ortadan kaldırmaya yönelik faaliyetler olarak kabul edilmektedir. Ancak bu kabulün hiçbir hukuki bir değeri ve karşılığı yoktur.

Kaynak

What's your reaction?
0Cool0Upset0Love0Lol

Add Comment

to top