Anasayfa » ÖLÜMÜN RENGİ

ÖLÜMÜN RENGİ

tarafından admin admin
81 görüntüleme

Yasin TOKSOY – 06 Temmuz 2021

Bir çocuk gördüm sahile vurmuştu. Karanlığın orta yerinde ışıl ışıl parlıyor, insanlığımı bağırıyordu. Korkarak, ürkerek hapsolduğum bencilliğin karanlığından yavaş yavaş onun aydınlığına yürüdüm. Beni bekliyordu. Hikâyemi yaz diye sesleniyordu fakat onun hikayesini bilmiyordum ben. Zorlada olsa konuşmaya çalıştım. Hikâyecinin soru sorması adettendir. Fakat ben gerçekten bilmiyordum. Birkaç yaşındaki çocukta nasıl bir hikâye olabilirdi ki? Hayatı, ömrü ve tecrübesi neydi ki,  bir hikâyesi olsun. Ama o ısrarla çağırıyor “yaz, yaz, yaz” diyordu. 

Peki dedim yazacağım ama sana sormam gereken şeyler var. Cevaplarını alamayacağımı bilsem de, boşlukları kendim dolduracak olsam da sormalıyım. Çocuk duyuyor musun beni? Nefes almıyorsun sanırım. Oyun değil bu. Alay etme benimle lütfen. Öldün mü çocuk sen? Ölmek ve bir çocuk. Bu benim için bile çok ağır. Ya bu ses ne? Yoksa bir meleğin kanatlarına binip yukarıdan aşağı bana bakarak alay mı ediyorsun?  Öyle olsa bile, sana ölüm yakışmıyor çocuk. Seni kim öldürebilir ki? Sen daha büyüyecektin. Ya bir yiğit yada bir güzel olacaktın. Çocukluğunun güzelliğine, gözlerinle gördüğün dünyanın tüm ışıklarını ekleyecektin.  Ölüm sana yakışmadı çocuk, hem de hiç. 

Sahi sen neden öldün çocuk? Seni kim öldürmek isteyebilir ki? Dünyanın var oluşunun üzerinden kaç milyar yıl geçtiği halde, seni öldürmek isteyecek kadar kötü yürekli çok az insan çıktı. Sen hep fark edilmeden öldürüldün. Bu defa seni öldüren neydi?  Koca dünya da o kadar boş yer varken, sana oynayacak bir park ya da bahçe bulamadılar mı? Sığmadın mı bir kasabaya, bir kente veya bir ülkeye? Çocuk sana ne oldu? Neden yüzükoyun boylu boyunca uzanıyorsun. İnsanlığın yüzündeki utancı görmek mi istemiyorsun yoksa?  

Ellerin küçücük daha. Ya ayakların? Onlarda öyle. Tırnakların da uzamış. Onları kesmeye zaman mı bulamadı annen baban? İncecik kaşların henüz dağılamayacak kadar ince. Çocuk sen daha çok ufaksın. Nerelisin sen çocuk? Ana rahmine nerede düştün?  O anlattığın diyar buralara çok uzak. Suskun dudakların değil tenin anlatıyor bana, nereden geldiğini, kaç bin fersah yol aştığını. Nasıl gelebildin çocuk? Üşümedin mi? Korkmadın mı? Endişelenmedin, ağlamadın mı?

Biliyorum evet biliyorum, seni saran kollar tabi ki vardı biliyorum, fakat o bastırıldığın kalpteki endişeyi de mi duymadın? Ya o dünyayı sallayan kalp çarpıntılarını? Şu yüzükoyun yatan adamın kalbini diyorum. Baban galiba. Kolları hala boynunda. Ah çocuk daha küçücüksün sen. Rüzgâr mı savurdu seni buralara kadar? Yoksa Zümrüdü Anka kuşu mu seni kapıp bu kadar uzaklara getirdi? 

Çocuk ayakların. Ayakların kanamış. Ağladın mı yoksa? Ağlama lütfen geçti hepsi bak. Olacak olan, olmakta olan her ne varsa artık anlamı yok. Bunlar kalanlara külfet. Sana hiç yakışmasa da ölüm, dudaklarını büküşünden ne kadar korktuğunu anlamış olsam da bitti artık. Bana biraz cesaret ver çocuk lütfen. Kıyısına vurduğun bu koca denizin dilini anlat bana. Deniz avcılarla konuşmaz biliyorum. Konuşmuşsa eğer seninle konuşmuştur. Günlerdir o masumluğunla arındırıyorsun maviliği. Işıl ışıldır geçtiğin yerler. Neler anlattı sana balıklar? Utanıyorlar mı bizden? Dünyaya sığdıramadığımız o minik bedenini sürükleyen suya kızıyorlar mı?  Ölümün renginden söz açtılar mı hiç? 

Sahi çocuk, ölüm ne renk? Bir çocuğun ölümünün rengi hangisi? Ben mavi ya da kırmızı diye görüyorum her çocuk öldüğünde. Çünkü ölürken üzerinize giyindiğiniz elbiseler, ya mavi ya da kırmızıydı.  Sizi kandırmak için tüm tatlı şeylerin ambalajlarını kırmızı renkli yapıyorlar. Ya sen neden kırmızılar giyindin? İnsanlık olduğunu umduğun bir coğrafyayı tatlandırmaya geldiğini söylemek için mi? Çocuk dünya bildiğin gibi değil. Sen öldün bense sadece yazıyorum. Yazarak ölümü uyandırabilir miyim sence? Kendilerini öldürdüklerinin farkında olmayanları uyandıralım senle hadi. Kelimelere bindireceğim seni. O küçük ellerinle tutun… 

Adını sormayı unuttum bak. Aylan’mıydı adın? Galip mi Yoksa Nurefşan’mı? Neydi adın çocuk? Yoksa yoksa Valeria mı? Binlerce adın var değil mi, her biri birbirinden güzel. Benim bir adım yok. Burada kimsenin adı yok. Çünkü acı yok, his yok, duygu yok. 

Birkaç resmini çekeyim bari çocuk. Utançtan yaptığımız künyeye takarak bu asrın boynuna asmak için lazım.

Related Articles

Yorum

Bu web sitesi, deneyiminizi geliştirmek için çerezler kullanır. Bu konuda sorun yaşamadığınızı varsayacağız, ancak isterseniz vazgeçebilirsiniz. Kabul et Devamını Oku