Nazlı GÜLSOY – 25 Haziran 2021

Bugün sana kadim bir dostumuzdan bahsedeceğim. Evet senin de dostun. Kim olduğunu merak ettin değil mi? Hani derler ya ;bebekler ilk doğduklarında ölümü bildiklerinden ağlarlarmış . İlk doğduğumuz  andan itibaren annemizin sıcak kokusunu içimize çekmeden tanıştığımız kadim dostumuz ölümden bahsedeceğim sana bugün.

Önce sana bir sorum var ölümün yüzü soğuk mu gerçekten? 

Senin de çoğunluk gibi evet dediğini duyar gibiyim. Bazen öyle sıcak geliyor ki bana sanki beni en iyi anlayan dost, şefkatle başımı okşayan anne gibi geliyor . 

Yaşadıklarından dersler çıkar ve önüne bak, bak yoksa ben varım diyor .

Geçmişine, sağına-soluna bakarak geçirdiğin zamanlar yaşanmamış anlarını alıyor bunu bil, bil yoksa ben varım diyor. İnsansın, türlü türlü meziyetlerinin yanında hareket özelliğin var ama sen hareket etmiyorsun aksiyon almıyorsun diyor.

Twitter’da veya diğer sosyal mecralarda gördüğüm kıyıya vuran Aylan bebeği hatırlattı bana en son görüşmemizde.

Başka bebekler onun kaderini yaşamasın,  uğraş dedi .

Nijerya’da henüz yürümeyi bilemeyecek kadar küçükken ailesi tarafından cadı olduğu gerekçesiyle sokağa bırakılan, sekiz ay boyunca vücudunu solucanların kemirmesine rağmen direnen, elinden tutup yürümeyi öğretecek şevkatli bir annesi olmamasına rağmen sokaklarda bir başına yürümeyi öğrenen “Hope (Umut)”a bak dedi, bak ve Afrika’daki siyahi melekler için de sen umut olabilirsin dedi.

Türkiye’de kendi Devleti’nin askerleri tarafından diri diri  evlerinde yakılan ailenin ateşten kaçan çocuklarını ateşe tekrar iten askerleri düşün,kalk artık hadi sözün bittiği yerdeyiz, hareket et kıpırda dedi .

Sonra sustu o ateşli ateşli konuşup beni “dünya çocuklar için yaşanabilir bir yer olsun” diye uğraşmam için motive eden dostum sustu ve  sessizliğine büründü .

Gelmedi yanıma, zihnime uğramaz oldu. 1-2-3gün, 1-2-3 hafta. (Günler ve dahi haftalar boyunca)

Sonunda cesaretimi topladım ve dost sohbeti talep ettim.

 Değişmiş gördüm onu, beti benzi değişmiş,üzerinden atamadığı bir şaşkınlık var gibiydi. Sordum:

-“Nedir bu halin?” dedim.

-“Boş ver , desem de anlamazsın.” dedi sözüne alındım neden anlamayacakmışım ki dedim içimden .

-“Seni bekledim gelmedin.”dedim 

-“Bekleme beni.“ dedi .

İyice meraklandım.

-“Neden?” dedim.

– “Sen daha ben gelmeden beni yaşamaya başlamışsın zaten! “dedi ve gitti.

Tokat gibi geldi.

Ölüm gelmeden ölmek ,hissizleşmek duyarsızlaşmak, duyu organlarını kullanmamak, gözlerini olana bitene kapamak, hakkı savunmamak, haklının yanında yer almamak.

 Haklı mıydı acaba? Yaşayan bir ceset gibi miydim?

Evet koltukta hala oturuyorum, elimde telefon sosyal mecralardan haksızlıkların konu edildiği haberleri,tweetleri okuyup görüntülenme sayısını arttırıyorum ama oturuyorum. Google’ın önerdiği haberlerle birlikte okuduğum haberler değişiyor oturduğum yeri de değiştiriyorum ama hala oturuyorum.

İnsanlığın bana ihtiyacı olmadığını ama benim insanlığa ihtiyacım olduğunu, bir gün sıranın bana da geleceğini hala fark edemedim mi acaba?

Ve günler geçiyor .

Bugün 25 Haziran, dün bu saate göre bir gün daha ilerledi .

Kadim dostumla gerçek buluşmaya bir gün daha yaklaştım.

What's your reaction?
0Cool0Upset0Love0Lol

Add Comment

to top