Şu an iktidara yakın bir cemaatin, vakfın ve derneğin faaliyetlerine katılıp, bu faaliyetlere arkadaşlarını davet eden, çocuklarını bu yapı ve oluşumların okullarına gönderen, bağış ve yardımda bulunan bir kişinin, acaba bu yapı ve oluşumun ileride “terör örgütü” kabul edilmesi ihtimaline binaen, hangi hususlara dikkat etmeli, neleri öngörmeli ve hangi tedbirleri almalıdır?

Bu kişi, dahil olduğu yapının nihai amacının aslında anayasal düzeni ya da Hükümeti ortadan kaldırmak olup olmadığını tespit için hangi hususları araştırmalıdır?

Bu kişi, hiçbir cebir ve şiddet içermeyen yasal faaliyetlerde bulunsa bile, ileride bu yapının mensubu olduğu iddia edilen tanımadığı kişilerce gerçekleştirilen vahim bir eylem sonucu yirmi yıl önceki yasal ve rutin faaliyetleri nedeniyle terör örgütü üyesi olarak yargılanmaması için hangi tedbirleri almalıdır?

Bu kişi, yirmi yıl sonrasını öngörmesi bakımından, çocuğunu göndereceği okulu, katılacağı toplantıları veya para yatıracağı bankayı hangi kritere göre belirlemelidir?

Bu soruların cevabı, hukuk devleti ilkesinde ve bu ilkenin doğal bir neticesi olan “hukuk güvenliği” ve “suç ve cezaların geriye yürümezliği” ilkelerinde mevcuttur. Zira bu ilkeler gereğince; Devletin denetimi ve gözetimi altında faaliyet gösteren bir bankada hesap açmak, bir okula çocuğunu göndermek, bir dernek veya sendikaya üye olmak, ülkede en çok satan gazeteye abone olmak gibi faaliyetler örgütsel kabul edilemeyeceği gibi bunların örgüt üyeliği suçlamasına dayanak yapılması da mümkün değildir. Eğer böyle bir suçlamada bulunulacaksa ve örneğin bankada hesap açtırmak kötü niyetli kabul edilecekse, kişinin bu bankanın bir terör örgütüne ait olduğu ve bu örgüte yardım etmek için hesap açtığı somut delillerle ispatlanmalıdır. Bu faaliyetler, kişi ile bir terör örgütü arasındaki organik bağı değil, sadece bir yapı, oluşum ya da cemaatle ilişki ve bağlantıyı gösterir ve en fazla “cemaatsel faaliyet” kabul edilebilir. Her cemaat üyesinin, terör örgütü üyesi kabulü hukuki olmadığı gibi ahlaki ve insani de değildir.

NE YAPILMALIDIR?

15 Temmuz yargıç ve savcıları beş yıldır sistemli, yaygın ve örgütlü şekilde TCK’nın 77 ve 78. maddelerinde ifadesini bulan “insanlığa karşı suç” işlemektedirler. Suç hanelerini ve hukuk geri geldiğinde alacakları cezaları daha da arttırmamak adına, her hangi bir yasal değişikliğini veya reformu beklemeden, terör mevzuatını düzgün şekilde uygulamalı ve bu konuda Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarını göz önünde bulundurmalıdırlar.

Güncel yargılamalarda şüpheli veya sanık olanlar da; usule ve esasa ilişkin hataları savunmalarında, temyiz dilekçelerinde ve AİHM ve BM başvurularında ısrarla dile getirmelidirler.

Hiçbir yargı düzeni bu kadar hukuksuzluğu sonsuza dek devam ettiremez. Özellikle AİHM ve BM, binlerce kez tekrarlanan hukuksuzluklar tespit için zaman kaybına müsaade etmez ve ilgili devletten bu hukuksuzluğu kaynağında çözmesini ister. Türkiye açısından da, yakın gelecekte olacak budur.

Bu nedenle, sonuna kadar hukuki mücadeleye devam edilmelidir.

Kaynak

What's your reaction?
0Cool0Upset0Love0Lol

Add Comment

to top