Anasayfa » TURKEY TRIBUNAL LAHEY DEDİ

TURKEY TRIBUNAL LAHEY DEDİ

tarafından admin admin
701 görüntüleme

Hasan EROL – 25 Eylül 2021

Üyeleri arasında AİHM’in eski yargıçları ile insan hakları alanında uzman profesörlerin bulunduğu Turkey Tribunal, beş gün süren oturumların ardından, Türkiye hakkındaki kararını verdi. 

Beş günlük oturumların sonunda Turkey Tribunal, Türkiye’de yaşanan işkence ve zorla kaybetme eylemlerinin insanlığa karşı suç teşkil edebileceği görüşünde olduğunu açıkladı. 

Mahkeme başkanı Prof. Em. Dr. Françoise Barones Tulkens’in; işkence, zorla kaçırılma, basın özgürlüğü, cezasızlık, adalete erişim ve insanlığa karşı suçlar olmak üzere altı başlık altında açıkladığı kararın satır başları şu şekilde: 

İŞKENCE 

– Türkiye’de, sistematik ve organize bir şekilde işkence kullanılması söz konusu olmuştur. Burada Kürt halkı ve Gülen Hareketi’yle bağlantılı olduğu ya da onu desteklediği düşünülen ya da iddia edilen kişiler ve yine aynı zamanda adli suçlardan şüphelenilen kişiler de sistematik ve örgütlü bir biçimde işkenceye maruz kalmıştır. Tribunal, Türkiye’nin uluslararası anlamda işkenceyi yasaklama anlaşmalarına imza attığını vurgulamaktadır. 

– Türkiye, darbe girişimi sonrasında OHAL ilan etmiştir ve Avrupa Konseyi bakanlıklarından bir istisna istemiştir. Uluslararası olarak geçerli olan belgelerde işkence kesinlikle yasaklanmaktadır ve bu belgelerde bir istisna söz konusu olamaz. 

– Tribunal, bireysel işkence dosyalarına ilişkin bir görüşte bulunmamakta ancak Türkiye’deki genel anlamda küresel duruma ilişkin bir görüşte bulunmaktadır. Burada Tribunal, işkence tehditlerinin durumdan etkilenen mağdurların özellikle eşlerini ve kızlarını etkilediğini de görmüştür. Bunlar fiziki işkencenin de ötesine geçmektedir. 

– Keyfi tutuklamalar, gözaltına almalar ve işkence eylemlerinin mağdurlar üzerinde ciddi ve uzun süre boyunca kalıcı bir etkisi vardır. Bu etki sadece fiziki ve ruhsal değil aynı zamanda sosyal bir etkidir. Bazı kişiler hapisten serbest bırakıldıktan sonra aileleri ve içinde bulundukları toplum tarafından reddedilmiştir. Bu sosyal reddetme durumu, kendileri için dayanılamaz duruma gelebilir. Bunun sonucunda ülkeden kaçma kararı almış olabilirler. Türkiye Devleti’nin, bu konuda yükümlülüğü bulunmaktadır ve gereken önlemleri alması gerekir. Kötü muamele iddialarını önlemesi ve soruşturması gerekir. 

– Tribunal, işkence konusunda Türkiye’nin gereken anlamda uluslararası hukuk kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmediği sonucuna varmaktadır. 

ZORLA KAÇIRMA 

– Türkiye’de, kişilerin kaçırılmasına ilişkin iddialar gereken şekilde soruşturulmamaktadır. 

– Türkiye’deki yetkili kurumlar, zorla kaçırmadan etkilenen kişilerin akıbetini ve bulundukları yeri paylaşmamaktadır. Dolayısıyla uluslararası yasalar kapsamında anlaşıldığı şekilde burada zorla kaçırmalar,  zorla kaybetme niteliğini taşımaktadır. 

– Türkiye için, hem yurt içinde hem de yurt dışında gözaltında adam kaçırmalar söz konusu olmaktadır. Failler, görünüşe bakılırsa hukukun ya da kolluk kuvvetlerinin müdahalesinden ötürü bir endişe endişe ediyorlar gibi görünmemektedir. 

– Özgürlükten mahrum etme uygulamaları, güpegündüz tanıkların gözü önünde veya güvenlik kameralarının altında gerçekleştirilebilmektedir. Mağdurlar bir Transporter ya da minibüse aktarılmaktadır.

– Türkiye dışında gerçekleşen adam kaçırmalarda, Türk İstihbarat Teşkilatı, yabancı ülkenin iznini almadan, resmi ve hukuki bir prosedür olmaksızın bu işlemi gerçekleştirebilmektedir. Yurt içi ve yurt dışında MİT ya da diğer kişiler tarafından yapılan zorla kaybetmeler, Türk devleti adına ya da onunla birlikte yapılmaktadır. 

– Tribunal, uzun bir süre boyunca insanların kaybedilmesinin ve aynı zamanda keyfi bir şekilde gözaltına alınmasının uluslararası yasalara ve hukuka uygun olmadığını belirtmektedir. 

– Türkiye’de zorla kaybetmeyle ilgili iddialar ve şikayetler etkili bir şekilde soruşturulmamaktadır. Türkiye, bu duruma ilişkin uluslararası hukuka göre pozitif yükümlülüklerini yerine getirmemiştir. 

BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ 

– Türkiye’de basına karşı bir baskı ve ifade özgürlüğünün sınırlandırılması söz konusudur. Devletin, kendisini eleştiren sesleri susturmaya yönelik bir müdahalesi söz konusu olmuştur. İfade özgürlüğü konusunda devletin kaçınılmaz bir rolü  bulunmaktadır. 

– Gazetecilerin, uzun süre boyunca gözaltına alındıklarını, mahkemeye çıkmadan önce uzun süre tutuklu kaldıklarını görmekteyiz. Yine aynı zamanda Türkiye’de, devlet başkanına hakaret ile ilgili birçok dava görülmektedir. Özellikle Kürt ve Ermeni sorunlarını ele alan gazetecilerin suçlandığını görmekteyiz. Özgür basın mensuplarına zulüm yapıldığını ve onların terör örgütlerine üye olmakla suçlandıklarını ve burada doğrudan ya da  dolaylı olarak devletin yetkili kurumlarının gazetecilik mesleğinin dahili işlerine müdahale ettiğini görmekteyiz. 

– Basına ve ifade özgürlüğüne yönelik baskıların Türkiye’de, 15 Temmuz’dan sonraki dönemde arttığını görmekteyiz. 

– Türkiye devleti, basın özgürlüğü konusunda uluslararası kanunlardan doğan yükümlülüklerini yerine getirmemiştir. 

CEZASIZLIK 

– Türkiye’de 1980’den bu yana baskın bir şekilde cezasızlık kültürü hakim olmuştur. Cezasızlık, 15 Temmuz 2016’daki darbe girişimi sonrası, daha önce görülmemiş düzeye ulaşmıştır. 

– Birbirine bağlı bazı sebepler, cezasızlığa katkıda bulunmaktadır. Yasal ve hukuki altyapı yetersizdir, siyasi söylem cezasızlık eylemini pekiştirmektedir. Siyasi anlamda, devlet görevlilerini ve kurumlarını sorumlu tutma konusunda bir irade eksikliği söz konusudur. Aynı zamanda savcılarda, soruşturma iradesi eksikliğini görmekteyiz. Ciddi insan hakları ihlallerinin, etkili bir şekilde soruşturulmadığını görmekteyiz. Devlet yetkililerine karşı soruşturma başlatmada savcılar, isteksiz kalmaktadır. Buna dayalı olarak yargı bağımsızlığı sorunu ortaya çıkmış ve dolayısıyla vatandaşların adalet sistemine olan güveni yok olmuştur. 

– Burada Tribunal, ciddi insan hakları ihlalleriyle ilgili devam eden cezasızlığın ve bunların soruşturulmamasının, Türkiye’nin uluslararası yasalar çerçevesindeki yükümlülüklerini ihlal ettiği anlamına geldiğini belirtmektedir. Sistematik ve örgütlü bir şekilde meydana gelen cezasızlık, işkence ve zorla kaybetme olaylarını pekiştirmektedir. 

ADALETE ERİŞİM 

– Türkiye, 2010-2013 yılları arasında adalete erişim konusunda önemli reformlara imza atmıştır. HSYK’nın üyelerinin seçilmesiyle ilgili önemli reformlar yapılmıştır. 

– Türkiye’de mevcut hukuki çerçeve, yeterli teminat noktaları sunsa bile, burada örneğin 2013 yılındaki Gezi protestolarına hükümetin tepkisi sonucunda hukuki güvenceler gerçekleştirilememiştir. Aynı zamanda Aralık 2013’te devlet yetkililerinin yolsuzluk soruşturmasına maruz bırakılmasında da bu durum görülmüştür. 

– Yasalarda birçok değişiklik yapılmış ve bu da yargının bağımsızlığını azaltmıştır. Şubat 2013 tarihindeki yasayla HSYK’nın bağımsızlığı sınırlandırılmıştır. Siyasetin, Anayasa Mahkemesi ve yargı üzerinde büyük bir kontrolü bulunmaktadır. Bu kontrol birçok anayasa değişikliği ile pekiştirilmiştir. 

– Neredeyse 4560 hakim ve savcıya, darbe girişiminden sonra görevden el çektirilmiş ve bu hakim ve savcılar ihraç edilmişlerdir. 

– Hükümetin onaylamadığı soruşturmaları gerçekleştiren çok sayıda hakim ve savcı, terör örgütüne üye olmaları nedeniyle darbe girişiminden sonra tutuklanmıştır. Bu durum ağır bir şekilde yargının sindirilmesi ve korkutulması anlamı taşımaktadır. 

– Türkiye’de, savunma hakları da büyük ölçüde sınırlandırılmaktadır. 

– Türkiye’nin OHAL kararnameleriyle uygulanan yasalar çerçevesinde meydana gelen eylemlerinin, uluslararası insan hakları yükümlülüklerine uygun olmadığını belirtmek isteriz. 

– Tribunal’in kaygılandığı başka bir nokta da, avukat ve insan hakları savunucularının kovuşturmaya uğramasıdır. 

– 2014 Haziran’ında Sulh Ceza Hakimliği oluşturulmuş ve bu hakimlere herhangi bir gerekçe olmaksızın arama emirlerinin verilmesi, kişilerin gözaltına alınması, web sitelerinin bloke edilmesi ve aynı zamanda insanların mülklerinin ellerinden alınması gibi çok büyük yetkiler verilmesi söz konusu olmuştur. 

– AİHM kararlarının uygulanmaması söz konusu olmuştur. 

– Türkiye’de adalete yetersiz bir erişimin ve mevcut yargı sisteminde temel hak ve özgürlüklere erişimin olmadığını görüyoruz. 

İNSANLIĞA KARŞI SUÇLAR 

– Tribunal’in olası bireysel cezai sorumlulukları değerlendirme yetkisi ve bu konuda yargı yetkisi yoktur. Tribunal, bir görüş vermek üzere buraya davet edilmiştir. Tribunal, Türkiye’de işkence ve insan kaçırma uygulamalarının gerçekleşip gerçekleşmediğine ilişkin inceleme yapmıştır. Bunların spesifik ve küresel bağlamda ele alınması gerekmektedir. Bunların uluslararası hukuk çerçevesinde insanlığa karşı suç teşkil edip etmediği incelenmiştir. 

– 2016 Temmuz’undaki darbe girişiminden sonra Türkiye’de, işkence ve zorla kaybetme uygulamaları gerçekten meydana gelmiştir. Bunlar sistematik ve örgütlü bir şekilde gerçekleştirilmiştir. Bu konuda yüksek sayıda dosya bildirilmiştir. 

– Aynı zamanda Türkiye’de, işkenceyi önlemeye yönelik yeterli uygulama yoktur. Devlet sorumlularının cezasızlığı söz konusudur. Bunlar yeterince soruşturulmamaktadır, hukuki çerçeve yetersizdir, AİHM kararları yeterince uygulanmamaktadır. 

– İskence ve zorla kaybetme uygulamaları özellikle sivilleri hedef almaktadır ki bu siviller, hükümetin muhalifleri olarak algılanan kişilerden oluşmaktadır. 

– İskence ve zorla kaybetme uygulamaları münferit vakalar olarak görülemez. 2016 Temmuz’undan itibaren yaygın ve sistematik bir eylem olarak görülmektedir. 

– İskence ve zorla kaybetme uygulamaları Türkiye’de gerçekleşmiştir. Mahkeme, Türkiye’de işlenen işkence ve zorla kaybetme eylemlerinin insanlığa karşı suç teşkil edebileceği görüşündedir. 

TRIBUNAL ULUSLARARASI CEZA MAHKEMESİ’Nİ ADRES GÖSTERDİ 

Turkey Tribünali’in son oturumunda ‘insanlığa karşı suçlar’ konusunda rapor sunan Prof. Em. Dr. Johan Vande Lanotte, Türkiye’de işkence ve insan kaçırma vakalarının sistematik ve yoğun bir şekilde devam ettiğini, işkencenin bir devlet politikası haline dönüştüğünü delilleriyle belirterek, bundan sonraki süreçte ne yapılabileceğine ilişkin soruya Roma Tüzüğü ve Magnitsky Anlaşması’nı hatırlatarak, “Bundan sonraki aşama, bu ihlalleri evrensel yargıya taşımak olabilir. Ayrıca, Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) yetkisini tanıyan ülkelerden gerçekleşen kaçırmalar UCM’ye taşınabilir. İnsanlığa karşı suç, Magnitsky yasasında vardır. Bu da hayata geçirilebilir. Ve bu şekilde işkence suçu faillerinin seyahat etmelerini engelleyebiliriz, mal varlıklarını dondurabiliriz. Uluslararası çapta yapabileceğimiz şeyler var. Uluslararası Ceza Yasası ve Magnitsky yasası açısından bazı adımlar atabiliriz. Bu hafta olan biteni biliyoruz. Bu nedenle durmayacağız.” dedi. 

Türkiye’de işkence eylemlerinin, sistematik bir durum olduğunu ifade eden Prof. Em. Dr. Johan Vande Lanotte, “11 kaçırma vakası, uluşlararası yargı yetkisinin olduğu alanlarda gerçekleşmiştir. Dolayısıyla  Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin yargı yetkisindedir.” açıklamasında bulundu.

Related Articles

Yorum

Bu web sitesi, deneyiminizi geliştirmek için çerezler kullanır. Bu konuda sorun yaşamadığınızı varsayacağız, ancak isterseniz vazgeçebilirsiniz. Kabul et Devamını Oku