Anasayfa » ELİMİZDE ANKESÖR DELİLİ VAR AMAN DİKKAT!

ELİMİZDE ANKESÖR DELİLİ VAR AMAN DİKKAT!

tarafından Editör
1123 görüntüleme

02.03.2018 tarihli ulusal basında bir haber çıkmıştı: “Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, ankesörlü telefon soruşturmasında, 10 bin şüpheliyi takibe aldı. Şüphelilerden 9 bin 500’ünün halen görevde olan asker, 500’ünün de sivil imam olduğu belirtiliyor (1).” Darbe teşebbüsünün üzerinden 1,5 yıldan fazla bir zaman geçmiş ve ordunun yaklaşık 1/3’i bu soruşturmalarda tasfiye edilmişken gelinen bu nokta gerçekten göz yaşartıcıydı. İşin daha tuhaf olanı gerçekten böyle soruşturmalar ve tutuklamalar yapıldı ve halen yüzlerce subay bu “acayip delil” nedeniyle yıllardır tutuklu bulunuyor.

Yargıtay’ın bugüne kadar verdiği yüzlerce kararında tekrar ettiği ve bozma kararlarına gerekçe teşkil eden hususlardan birisi; “HTS kayıtlarının tek başına bir delil vasfı olamayacağı ve “mutlaka çok güçlü başka bir delil ile” desteklenmesi gerektiğiydi. Örneğin Yargıtay 16. Ceza Dairesi, İzmir’deki “Askeri Casusluk” davasında, “HTS ve telefon dinlemesi tek başına delil olmaz” gerekçesiyle verilen beraat kararının onanmasına karar vermişti. HTS kayıtları, kimin, kiminle, nerede, ne zaman iletişim kurduğunu gösterdikleri halde Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre içeriği bilinmediğinden dolayı mahkumiyet için yeterli delil olarak kabul edilmemektedir.

Ancak kamuoyunda meşhur olan davaların birçoğunun temyiz incelemesine imza atan 16. Ceza Dairesinin üyeleri başta olmak üzere, bugünkü yargı görevlileri ısrarla bu kabulleri görmezden geliyorlar.

Ceza hukukunun genel prensibi ve olması gereken asgari şartı; “elde edilen bir delilden şüpheliye ulaşmak”tır. Prof. Ersan ŞEN’in de belirttiği gibi, “CMK m.160/2 uyarınca şüphelinin lekelenmeme ve dürüst yargılanma hakları vardır ve savcı bu hakları korumak zorundadır. Cumhuriyet savcısı önüne gelen şikayeti veya ihbarı; peşin doğru, yani “suç işlenmiş ve faili de şikayet veya ihbarda gösterilen şahıstır” ön kabulü ile mutlak karine sayıp doğrudan iddianameye dönüştürmez (3).”

Bugün terör suçlarına bakan Savcıların, yukarıdaki haberde olduğu gibi yaptıkları ise; yan delil olma vasfı bile çok zayıf bir şüphenin içinden suçlu çıkarmaya çalışmaktan başka bir şey değildir! Bunun niçin böyle olduğunu kısaca izah etmeye çalışayım.

Bugün kamuoyuna yansıdığı kadarıyla bildiğimiz üzere, ordu içindeki bazı “itirafçı” subaylar, kendi aralarında veya bağlantılı oldukları kişilerle “ankesörlü telefonla” irtibat kurduklarını söylemişler. Tam burada, “hani bu örgüt gizli konuşmalarını BYLOCK programı ile yapıyordu?” diye bir soru aklınıza gelse de şimdilik bunu geçelim. Dolayısı ile, terör suçlarına bakan Savcıların, dünyanın sayı olarak en fazla personele sahip ordularından olan TSK içinde, herkesi olağan şüpheli kabul edip, kimler ankesörden aranmış diye bir gayret içine girdiklerini anlıyoruz. Ancak gazete haberinden anlamadığımız ve belirli de olmadığını düşündüğümüz bazı sorular şunlar:

–        Söz konusu tarama hangi yılları kapsıyor ve neden?

–        Bir subayın bu delil(?) nedeniyle hakkında dava açılabilmesi için en az kaç kez ve ne kadar aralıklarla ankesörlü telefondan aranmış olması gerekiyor ve gerekçesi nedir?

–        Savcıların 10.000 olarak açıkladıkları bu sayı içinde, en az sayıda aranan subay, örneğin yılda ortalama 30 kez aranmış ise, bu kişiyi 15 kez aranan başka subaydan farklı kılan ve “şüpheli havuzuna” düşüren sebep nedir?

–        Geçmişe yönelik taramalarda (dinleme kararı olmadığı için) ellerinde sadece “hts kayıtları” bulunan Savcıların, örneğin bir telefon sapığı tarafından veya başkaca amaçla aranmış subayları eleme imkanı var mıdır? Nasıl?

–        Bir subayı, herhangi bir sebeple bir kız arkadaşı veya aile üyelerinden birisi kendi cebinden değil de, subayı ankesörlü telefondan aramayı tercih etmişse, subayın bu yöndeki savunması onu kurtarmaya yetecek mi?

–        Şüpheli subaylar, söz konusu arama trafiğini reddederlerse, dosyada “kuvvetli başkaca bir delil” yoksa, “belirli sayıda aranmış olma hayatın olağan akışına aykırı” denilip yine de dava açılacak mı?

Terör suçlarına bakan Savcılardan birinin, darbenin başlamasından yalnızca “3 saat sonra” ve henüz darbeciler bile tespit edilmemişken, yaklaşık 3000 meslektaşının darbe teşebbüsüyle ilgili olduklarına kanaat getirip gece saat 01:00 de haklarında göz altı kararı vermiş olmasını (3) ve bu hakim savcıların savunmaları alınmaya bile gerek görülmeden takip eden günlerde ihraç edildiklerini hatırlıyoruz. Acaba söz konusu haberde geçen bu 10.000 subay hakkında da, önceden hazırlanmış ancak delil niteliği olmayan bazı dosyalar var da, onlara kılıf mı aranıyor?

Öyle bir ülke düşünün ki, Anayasa Mahkemesi Başkanı, siyasi iradenin temsilcisi önünde gururla kıyama dursun, yüksek mahkeme başkanları o siyasetçilerin seçim bölgesi gezilerine katılıp çay toplarken poz versin, başka bir yüksek mahkeme başkanı aynı siyasetçi karşısında ayağa kalkıp cübbesini iliklemeye çalışsın, yine o ülkenin yerel bir mahkemesi Anayasa Mahkemesi’ne “seni takmıyorum kararın bana göre doğru değil” diyebilsin! Aslında bu örneklerin hiçbirine gerek olmadan; aynı Anayasa Mahkemesi’nin, Anayasal ve kanuni güvencelerine  aykırı olarak, yerel bir savcı tarafından göz altına alınmış iki üyesi hakkında tepki göstermeyip, üstelik bu üyelerini “sosyal çevre bilgisi” gibi garip bir gerekçeyle (?) hem de “oybirliği ile” ihraçlarına imza atabilsin.  Biz de kalkmışız, bu Savcılar, kanunu niçin uygulamıyor, hukuk karşısında bu kadar gayri ciddi davranabiliyor, bu keyfiliğin sebebi ve güvencesi nedir diye düşünüyoruz? Veya bir darbe teşebbüsünden sonra, nasıl olur da geçmişte sonuçlanabilmiş darbelerin toplamından daha fazla insan şüpheli ve sanık olabilir, tutuklanabilir veya peşinen cezalandırılır; bir darbe girişiminde sonrasında nasıl olur da ihraç edilen öğretmen sayısı ihraç edilen subay sayısından bilmem ne kadar fazla olabilir diye merak edip soru soruyoruz. Ne diyelim, bizimkisi şimdilik, geleceğe bir emanet kaygısı sanırım.

 

(1)https://www.cnnturk.com/video/turkiye/ankesorlu-telefon-sorusturmasinda-10-bin-supheli-var

(2)http://m.haber7.com/yazarlar/prof-dr-ersan-sen/1500928-lekelenmeme-hakki-ve-sorusturma-sureleri#

(3) https://youtu.be/-5ivWCeeRpA

Related Articles

Yorum

Bu web sitesi, deneyiminizi geliştirmek için çerezler kullanır. Bu konuda sorun yaşamadığınızı varsayacağız, ancak isterseniz vazgeçebilirsiniz. Kabul et Devamını Oku