Anasayfa » CUMARTESİ ANNELERİ 859. HAFTADA 12 EYLÜL KAYIPLARINI ANDI

CUMARTESİ ANNELERİ 859. HAFTADA 12 EYLÜL KAYIPLARINI ANDI

tarafından admin admin
391 görüntüleme

Hasan Erol – 12 Eylül 2021

İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon ve Cumartesi Anneleri, sosyal medya üzerinden gerçekleştirdikleri 859. hafta eyleminde, 12 Eylül Askeri Darbesi döneminde kaybedilenler için adalet talebinde bulundu. 

Cumartesi Anneleri, 859. hafta eyleminde, 12 Eylül işkencehanelerinde kaybedilen ve “12 Eylül’ün devamcısı iktidarlar” tarafından akıbetleri gizlenen, failleri korunan insanlar için adalet aradı. 

11 Eylül Cumartesi, saat 12:00’de paylaşılan videoda, ilk olarak 12 Eylül Askeri Darbesi’nde hayatını kaybedenlerin aileleri adına, 1980 yılında İstanbul Emniyeti Gayrettepe Siyasi Şube’de gözaltında kaybedilen Hayrettin Eren’in kardeşi Faruk Eren konuştu. Sonrasında Ankara Emniyeti Siyasi Şube’de, gözaltında kaybedilen Nurettin Öztürk’ün yeğeni Hülya Öztürk kamuoyuna seslendi. Son olarak 1994 yılında, Midyat’ta gözaltında kaybedilen Nihat Aydoğan’ın kızı Nejbir Aydoğan tarafından basın açıklaması yapıldı. 

“FAİLLER BELLİ, KAYIPLARIMIZ NEREDE?”

12 Eylül Askeri Darbesi’nin üzerinden kırk yılı aşkın zaman geçtiğini ancak askeri darbenin yaşanılan hayatı hala etkilediğini, 12 Eylül’de çıkan yasaların çoğunun hala uygulamada olduğunu söyleyen, 1980 yılında İstanbul Emniyeti Gayrettepe Siyasi Şube’de gözaltında kaybedilen Hayrettin Eren’in kardeşi Faruk Eren, “12 Eylül, bizden çok şey aldı götürdü. Yakınlarımızı da aldı, götürdü. Gözaltında zorla kaybetme politikası, aslında 12 Eylül Askeri Darbesi’yle sistematik olarak başladı. Hayrettin Eren, Cemil Kırbayır, Nurettin Yedigöl gibi birçok devrimci genç gözaltına alındı ve gözaltından bir daha çıkamadı. Hatta Veysel Güney gibi 12 Eylül rejiminin idam ettiği devrimci gençlerin bir mezarı dahi yok. 12 Eylül kayıplarını anıyoruz. Adalet istiyoruz. Failler belli, kayıplarımız nerede?” dedi. 

“BİR SUÇLUNUN BİLE MEZARININ OLMA HAKKI VAR!”

Ankara Emniyeti Siyasi Şube’de, gözaltında kaybedilen amcası Nurettin Öztürk’ün, 68 Gençlik Hareketi içerisinde aktif rol aldığını ve aynı zamanda Dev-Genç kuruluşunda çalışmaları olduğunu belirten Hülya Öztürk, “Amcamın, 1984 yılında Ankara’da polis tarafından gözaltına alınıp bir süre işkence gördükten sonra kaybolduğunu, ben tesadüf eseri bir dergide okudum. Okuduktan sonra babama gösterdim. Babam ve biz, o günden beri amcamı arıyoruz. Fakat geçen 37 yıl içinde hiçbir sonuca ulaşamadık. 

1989 yılında, babaannemi kaybetmeden önce, babaannem her gün ağlardı: ‘Oğlum bir gün çıkıp gelecek.’ Her kapı çaldığında babaannem, şimdi geldi diye kapıya koşar, onu göremeyince tekrar üzülür, ağlardı. Babaannem ölmeden kısa bir süre önce, ‘Tamam, çocuğumun ölümüne inanacağım. Ama yeter ki kemiklerini verin. Ona bir mezar yapayım. Ümitlerini mezarın içine koyayım. Ona dokunayım. Mezarını ziyaret edeyim. Ondan sonra da zamanla alışayım, kabul edeyim.’ derdi. 

Doğum gibi ölüm de her insanın başına gelen bir şey. Tabii, bu doğal olduğu sürece kabul edilebilir bir şey. Bir suçlunun, kötü bir insanın bile bir mezarının olma hakkı vardır. Nasıl bir çocuk doğduğunda annesi, yakınları çocuğu eline alır, hisseder, sesini duyar, kokusunu hisseder ve yaşadığını anlar; öldüğünde de ölen kişinin yakınları, ona dokunmak isterler. Onun cansız bedenini görmek, onu koklamak isterler. Ancak o zaman, o kişinin öldüğüne inanırlar. Ondan sonra, bu çok zor olsa da mezarına koyarlar, zaman içerisinde alışırlar. Biz bunu hiç yaşayamadık. Dolayısıyla tuhaf bir şekilde, bir gün çıkıp gelecek diye hala beklemekteyiz.” dedi. 

“12 EYLÜL ZİHNİYETİ HALA DEVAM EDİYOR.” 

859. hafta basın açıklamasını, 1994 yılında Midyat’ta gözaltında kaybedilen Nihat Aydoğan’ın kızı Nejbir Aydoğan okudu. Basın açıklaması şu şekilde: “Kırk bir yıl önce, 12 Eylül 1980 tarihinde Türk Silahlı Kuvvetleri, emir komuta zinciri içinde, askeri bir darbe gerçekleştirdi. 

İnsan yaşamının, onurunun, hak ve özgürlüklerinin ayaklar altına alındığı koşullarda, yarası hala kapanmayan ağır suçlar işlendi. 12 Eylül Askeri Darbesi’nin üzerinden kırk bir yıl geçmesine rağmen bu süreçte işlenen insanlığa karşı suçlarla yüzleşilmedi, hesaplaşılmadı. Aksine darbeci zihniyetten kopuş yaşamayan iktidarlar, ülkeyi darbecilerin hukuk dışı kurumları ve zihniyetiyle yönetti. 12 Eylül’ün kurumları ve ideolojisi bugün hala sivil siyasetin aracı olarak kullanılmaya devam ediyor. 

859. haftamızda 12 Eylül Askeri Darbesi döneminde işlenen insanlığa karşı suçlardan biri olan gözaltında kaybetmeleri bir kez daha hatırlıyor ve hatırlatıyoruz. 

Kars’ta Cemil Kırbayır ve Mahmut Kaya, Bingöl’de Hüseyin Morsümbül, Ankara’da Nurettin Öztürk, Yalova’da Zeki Altunbaş, İstanbul’da Hayrettin Eren, Nurettin Yedigöl, Süleyman Cihan, Mustafa Hayrullahoğlu ve Maksut Tepeli 12 Eylül işkencehanelerinde kaybedildiler. Süleyman Cihan’ın işkence ile öldürülen bedenine üç ay sonra, Mustafa Hayrullahoğlu’nun işkence ile öldürülen bedenine beş ay sonra ‘kimliği meçhul kişi’ olarak gömüldükleri kimsesizler mezarlığında ulaşıldı. Diğerlerinin mezarları ise hala gizleniyor. 12 Eylül rejiminde Antep’te Veysel Güney, İzmir’de İlyas Has idam edildi. Onların bedenleri ailelerine teslim edilmedi, mezar yerleri açıklanmadı. İlyas Has’ın mezarına yirmi sekiz yıl sonra ulaşılabildi. Veysel Güney’in mezarı ise hala gizleniyor. 

Tanıklara rağmen, belgelere rağmen, Adli Tıp raporlarına rağmen, TBMM raporuna rağmen tüm hukuki yolları kullanmamıza rağmen kırk bir yıldır 12 Eylül işkencehanelerinde kaybedilen insanlarımız için adalet sağlanmıyor. 12 Eylül’ün gözaltında kayıpları inkar eden ve kaybedenleri cezasız bırakan zihniyeti bugün de sürüyor. 

12 Eylül’ü aşmak ancak bütün bir 12 Eylül anlayışıyla, anayasası, yasaları ve kurumlarıyla yüzleşmek, hesaplaşmakla mümkündür. Türkiye toplumu ne yazık ki 12 Eylül’le hesaplaşmak, gerçeğin açığa çıkarılması ve adaletin sağlanması konusunda talepkar olmadı. 

Biz, 12 Eylül sürecinde işlenen insanlığa karşı suçlardan biri olan gözaltında kaybetmeleri yeniden gündeme getirmeye, 12 Eylül zihniyetinin hala yaşatıldığına dikkat çekmeye, kırk bir yıldır yaşana inkar ve cezasızlık siyasetini teşhir etmeye devam edeceğiz. Kaç yıl geçerse geçsin; 12 Eylül işkencehanelerinde kaybedilenler için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan, 160 haftadır bize yasaklanan kayıplarımızla buluşma mekânımız Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz!”

Related Articles

Yorum

Bu web sitesi, deneyiminizi geliştirmek için çerezler kullanır. Bu konuda sorun yaşamadığınızı varsayacağız, ancak isterseniz vazgeçebilirsiniz. Kabul et Devamını Oku