Anasayfa » CUMARTESİ ANNELERİ 858. HAFTADA KENAN BİLGİN İÇİN ADALET TALEP ETTİ

CUMARTESİ ANNELERİ 858. HAFTADA KENAN BİLGİN İÇİN ADALET TALEP ETTİ

tarafından admin admin
470 görüntüleme

Hasan Erol – 05 Eylül 2021

İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon ve Cumartesi Anneleri, sosyal medya üzerinden gerçekleştirdikleri 858. hafta eyleminde, Kenan Bilgin için adalet istedi. 

Cumartesi Anneleri, 858. hafta eyleminde, 12 Eylül 1994 tarihinde Ankara Dikmen’deki bir otobüs durağında, sivil polisler tarafından gözaltına alınıp kaybedilen Kenan Bilgin için adalet talebinde bulundu. 

“BENİ ÖLDÜRECEKLER!”

Saat 12:00’de paylaşılan videoda, ilk olarak Kenan Bilgin dosyasının tanıklarından Sair Çoban ve Özer Akdemir konuştu. Sonrasında Bilgin ailesi adına Kenan Bilgin’in kardeşi Naciye Bilgin Ökdemir kamuoyuna seslendi. Son olarak Cumartesi insanlarından Ümmühan Kaya tarafından basın açıklaması yapıldı.

12 Eylül 1994 günü öğretmenlik yaptığı Kırıkkale ili Derice ilçesinde gözaltına alındığını, ardından önce Çorum Emniyet Müdürlüğü’ne, daha sonra ise Ankara Emniyet Müdürlüğü’ne götürülüp bir hücreye konulduğunu ve işkenceye maruz kaldığını belirten Sair Çoban, “Ne zaman kadar geçti bilemiyorum. Fakat bir ara hücremizde bulunan demir kapının mazgalları açıldı. Mazgaldan baktığımda, karşımda dört hücre olduğunu gördüm. İki hücrenin mazgalı açıktı. Birinde bir arkadaş; saçını, gözünü, kafasını, kendini göstermeye çalışıyordu. Bir ara sağ elini yukarı mazgaldan dışarı çıkardı, yukarı kaldırdı ve haykırdı. ‘Adım Kenan Bilgin. Beni gözaltına aldılar ama kaydımı yapmadılar. Beni öldürecekler. Gözaltında kaybedecekler’ diye haykırdı. Sesini duyurmaya çalıştı. Bunun bire bir tanığı oldum. Daha sonra hemen peşi sıra yan hücreden bir arkadaş daha aynı şekilde davrandı. Elini mazgaldan dışarı çıkardı. ‘Adım Cavit Naci Tarhan. Benim de kaydımı yapmadılar. Gözaltında kaybedecekler’ diye. Aradan birkaç gün geçtikten sonra, bu arada hepimiz yoğun işkenceden geçiyoruz. Çırılçıplak bir haldeyim ve gözlerim bağlı. Kollarıma girmişler iki üç kişi. Tabii ki göremiyorum. İşkenceden getiriyorlar beni sürüyerek. Yine aynı sesi duydum. Gözlerim görmüyordu ama, ‘Adım Kenan Bilgin. Gözaltında kaybedecekler, beni katledecekler, öldürecekler’ diye canhıraş bir şekilde sesinin birebir tanığı oldum. Aradan yine birkaç gün geçtikten sonra o hücrelerin ne kapısı açıldı ne mazgalları açıldı. Çok büyük olasılık, bu iki kişiyi de öldürdüler, gözaltında kaybettiler.” dedi.

1999 yılında Kenan Bilgin’in ailesinin AİHM’e yaptığı başvuruyla AİHM heyetinin, Ankara’ya geldiğini ifade eden Çoban, sözlerini şu şekilde noktaladı: “AİHM heyeti, biz yurtdışına çıkamadığımız için Ankara’ya geldi. Tanıklık yaptık. Ankara Emniyeti’nde gözlemci olarak katıldım AİHM heyetiyle birlikte. Bütün her şeyi orada da anlattım. Mahkemede de anlattım. Kenan Bilgin arkadaşımızın gözaltında kaybedilmesiyle, resmi anlamda ilk kez bir kişinin gözaltında kaybedildiği kanıtlandı.”

“GÖZALTINDA KAYBETMEYE ÇALIŞIYORLAR!”

12 Eylül 1994 tarihinde Kayseri’deki evinden gözaltına alındığını, ardından ertesi gün Ankara’ya getirilip siyasi şubedeki hücrelere dağıtıldıklarını söyleyen, Kenan Bilgin dosyasının bir diğer tanığı, gazeteci Özer Akdemir, “Burada yaklaşık 14-15 gün kaldım. Her türlü işkenceye maruz kaldık. Gözaltındaki süre içerisinde tanıklık ettiğim olayları, çok defa yazdım. Benim hücremin yan tarafında boş bir hücre vardı. Onun hemen yanındaki hücredeki arkadaşı işkenceye getirip götürüyorlardı. Hücrenin mazgal aralığından da görebiliyordum. İşkence yapılan yer, kaldığımız hücrelere yakın bir yerdi. Sesleri duyabiliyorduk. Ancak bu arkadaşın iskencesinden hiçbir ses gelmiyordu. Bu arkadaş, işkenceden döndükten sonra hücresinde, acısından inliyordu. Bir gün mazgaldan bağırdı. ‘Adım Kenan Bilgin. Kaydımı yapmadılar. Gözaltında kaybetmeye çalışıyorlar’ gibi sözler söyledi. Bir iki gün sonra da oradan aldılar Kenan’ı. AİHM heyetine de, Ankara Emniyetindeki işkence merkezinde yaşadığımız şeyleri anlattık.” dedi. 

“27 YILDIR ABİ HASRETİ ÇEKİYORUM.”

Abisi Kenan Bilgin’in 12 Eylül 1994 tarihinde gözaltına alınmasından sonra, onu bir daha görmediğini belirten Naciye Bilgin Ökdemir, “27 yıl oldu. 27 yıldır abi hasreti çekiyorum. 12 Eylül deyince aklıma acı, hasret, kaos geliyor. Eylül ayını, ben hiç hatırlamak istemiyorum. Hiçbir zaman ölümünü kabul etmedim. Vefat eden annem de ölümünü kabullenmedi. Sürekli, ‘Benim oğlum ölmedi. Benim oğlum gelir bir gün. Kimseye zarar vermedi. Neden ölsün ki’ diyordu. Oğlunun hasretiyle yaşamını yitirdi. Ancak bu davanın peşi bırakılmayacak. Adalet yerini buluna kadar bu davanın peşindeyiz. Sineye çekip oturmayacağız. Mücadelemize devam edeceğiz.” dedi. 

“27 YILLIK İNKARA VE CEZASIZLIĞA SON VERİLSİN!”

858. hafta basın açıklamasını Cumartesi insanlarından Ümmühan Kaya okudu. Basın açıklaması şu şekilde: “Kenan Bilgin dosyasındaki 27 yıllık inkara ve cezasızlığa son verilsin. 

Türkiye’de yüzlerce insan, bir devlet politikasının sonucu olarak gözaltında kaybedildi. Gözaltında kaybetmelerle ilgili başvuruların büyük bir kısmı soruşturma ve yargılama konusu olmadan kapatıldı. Şeklen soruşturma yapılanlar ve dava açılanların neredeyse tamamında zamanaşımı ve beraat kararları verilerek süreç cezasızlıkla sonuçlandırıldı. AİHM’de oybirliği ile mahkumiyet kararı verilen dosyalar bile iç hukukta cezasız bırakıldı. 

Kayıp yakınları ve hak savunucuları olarak, iktidarlar değişse de, değişmeyen bu inkar ve cezasızlık ikliminde kayıplara, hakikate ve adalete ulaşmak için mücadele ediyoruz. 

858. haftamızda, tüm hukuki yollar kullandığı halde, ilgili tüm kurumlara başvurulduğu halde, dosyada AİHM’in oybirliği ile mahkumiyet kararı vermiş olmasına rağmen iç hukukta hiçbir sonuç alınamayan Kenan Bilgin dosyasında adaletin sağlanmasını istiyoruz. 

35 yaşındaki Kenan Bilgin, 12 Eylül 1994 tarihinde Ankara Dikmen’deki bir otobüs durağından gözaltına alınarak Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi’ne götürüldü.  

Ailesi, avukatları ve İnsan Hakları Derneği Kenan Bilgin’e ulaşmak için girişimlerde bulundu ancak Ankara Emniyeti, onun gözaltına alındığını inkar etti. Bunun üzerine on bir tanık, Kenan Bilgin’i şubede işkencede gördüklerini kamuoyuna açıkladı. 

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvuran Bilgin Ailesi, Kenan’ın bulunmasını istedi. Kenan’ı bulmak, faillere ulaşmak için girişimlerde bulunan Ankara Cumhuriyet Başsavcısı Selahattin Kemaloğlu’nun görevini yapması engellendi ve Ankara’dan sürüldü. 

Soruşturmayı devralan savcı Özden Tönük, ailenin ve tanıkların başvuruları ile ilgili gerekli girişimlerde bulunmadı. Tanıkların, polisi ve devleti küçük düşürmeye yönelik gerçek dışı iddialarda bulunduğunu içeren üç sayfalık bir rapor yazarak dosyayı kapattı.  

İç hukukta sonuç alınamayınca, dava AİHM’e taşındı. AİHM yargıçları, Ankara’ya gelerek araştırma ve incelemelerde bulundu. Tanıkları, savcıları, polis yetkililerini dinledi. Kenan Bilgin’in tutulduğu gözaltı merkezine giderek tanık beyanlarının mekansal uyumunu kontrol etti. Mahkeme, Kenan Bilgin’in 12 Eylül 1994 tarihinde güvenlik güçlerince gözaltına alındığını, kendisinin 3 Ekim 1994 tarihine kadar güvenlik güçlerinin elinde bulunduğunu, ancak bu konuda hiçbir kaydın tutulmadığını tespit ederek Türkiye’yi oybirliği ile mahkûm etti.

AİHM, Bilgin Ailesi’nin iddialarının hiçbir şüpheye yer bırakmayacak kadar açık olduğunu belirtmesine rağmen, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı ‘Kenan Bilgin’in Ankara Emniyeti’ne bağlı nezarethanelerden birine alındığına dair hiçbir veriye ulaşılamamıştır’ dedi ve dosya, zamanaşımı gerekçesiyle takipsizlik kararı verilerek kapatıldı. Karara yapılan itirazlar da reddedildi. Kısacası iç hukukta mevcut tüm hukuki yollar kullanıldığı halde hiçbir sonuç alınamadı. 

Oysa Türkiye, hem Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne taraf bir ülke olarak hem de Anayasa’nın 90. maddesi gereği AİHM kararlarını tam olarak yerine getirmekle yükümlüdür. Yargı makamları AİHM kararlarını dikkate almak zorundadır. 

858. haftamızda Kenan Bilgin’in akıbetinin açığa çıkartılması ve işlenen bu insanlığa karşı suçun bilinen şüphelileri hakkında etkin soruşturma ve kovuşturma yürütülmesi talebimizi yineliyoruz. Bu talebimizin gerçekleşebilmesi için yargı sisteminin, bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak, dışarıdan yapılan baskılara direnecek kadar güçlü bir yapıya kavuşturulmasına ihtiyacımız olduğunu bir kez daha hatırlatıyoruz. 

Kaç yıl geçerse geçsin; Kenan Bilgin için, tüm kayıplarımız  için, adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan, 159 haftadır bize yasaklanan kayıplarımızla buluşma mekânımız Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz.”

Related Articles

Yorum

Bu web sitesi, deneyiminizi geliştirmek için çerezler kullanır. Bu konuda sorun yaşamadığınızı varsayacağız, ancak isterseniz vazgeçebilirsiniz. Kabul et Devamını Oku