Anasayfa » Avukat Mustafa Özben Turkey Tribunal’de işkenceyi anlattı: “92 gün boyunca işkence gördüm. Beni, eşim ve çocuklarımla tehdit ettiler.”

Avukat Mustafa Özben Turkey Tribunal’de işkenceyi anlattı: “92 gün boyunca işkence gördüm. Beni, eşim ve çocuklarımla tehdit ettiler.”

tarafından admin admin
463 görüntüleme

Hasan Erol – 22 Eylül 2021

Avukat Mustafa Özben Turkey Tribunal’de işkenceyi anlattı: “92 gün boyunca işkence gördüm. Beni, eşim ve çocuklarımla tehdit ettiler.”

Türk hükümetinin yargılandığı, Cenevre’de düzenlenen Turkey Tribunal’in ikinci gününde, hukuçu akademisyen Mustafa Özben kendisine yapılan işkenceyi anlattı. 

9 Mayıs 2017 tarihinde, Ankara’da kaçırıldığını ve 92 gün boyunca hangara benzeyen bir yerde alıkonulup işkenceye maruz kaldığını söyleyen Özben, yaşadıklarına ilişkin Turkey Tribunal’de tanıklık yaptı. 

1995-2010 yılları arasında Dünya İşkence Karşıtı Örgütü Genel Sekreteri olan Eric Sottas’ın hazırlamış olduğu İşkence başlıklı raporu Tribunal’in birinci gününde okunmuş, işkenceye maruz kalan Mehmet Alp, Erhan Doğan ve Eren Keskin yaşadıkları dehşet verici olayları mahkeme önünde kayda geçirmişti. 

“ARTIK DEVLET FARKLI İDARE EDİLİYOR!” 

Mustafa Özben, açıklamalarına başlamadan önce, 92 günlük işkence sonrası kayıt altına aldığı kısa bir videoyu mahkemeye izletti. İşkence ve ayağındaki kelepçe izlerini Tribunal’e gösterdi. 

9 Mayıs 2017 tarihinde Yenimahalle’nin Şentepe semtinde, kızını okula bıraktıktan sonra 4-5 kişi tarafından, siyah bir Transporter olduğunu tahmin ettiği bir araca dövülerek zorla bindirildiğini aktaran Özben, ” Yüzlerini görmemem için hızlıca kafama bir poşet geçirildi. Ayağıma ve ellerime plastik kelepçe bağladılar.” dedi. Özben, kaçıranların kendi aralarında, “Bunu nereye götüreceğiz? 34’e mi 06’ya mı?” dediklerini ifade etti. 

Kendisinin 1993 yılından beri Gülen Hareketi mensubu olduğunu belirten Özben, “Ben 1993 yılı ile kaçırıldığım tarih arasında Ankara’da yaşadım. Dolayısıyla Ankara’daki büyük caddeleri, gözümü kapatsam bir navigasyon gibi hayalen dolaşabilirim. Yaklaşık yarım saat sonra vardığımız yeri, araçtayken hayalen tahmin etmeye çalıştım.” dedi. 

Özben, araçtan indirildikten sonra bir hücrenin içerisine atıldığını, hücrenin üç metrekare genişliğinde olduğunu, hücrede içeriyi izleyen bir kamera olduğunu ve ayrıca hücre içinde hücredekilerle iletişim kurulmasını sağlayan bir ses sistemi olduğunu anlattı. Havalandırma sisteminin uğultusunun çok rahatsız edici düzeyde olduğunu ve sürekli çalıştığını ifade eden Özben, kendisine ilk talimatlarının, ‘diz çökeceksin, başını önüne eğeceksin, ellerini dizinin üstüne koyacaksın’ olduğunu aktardı. 

Özben, işkence merkezinde iki tür grup bulunduğunu belirtti. Bunlardan birincisinin, getir-götür işi yapanlar olduğunu, diğerlerinin ise amir konumunda bulunduğunu ve kendilerine “abiler” olarak hitap edildiğini ifade etti. 

Özben yutkunarak, “Evden çıkarken hanıma dedim ki; ‘Çocuğu okula götüreceğim, para çekeceğim, mutfak malzemesi satın alıp geleceğim.’ Fakat dönmem 92 gün sürdü.” dedi. 

Özben, işkenceciler için görünmemenin çok önemli olduğunu ve görünmemek için sürekli bir korku, telaş ve panik içinde olduklarını belirtti. 

“Bana soruyor: ‘Mustafa nerdesin sen şimdi?’ Elim ayağım zangır zangır titreyerek, ‘Milli İstihbarat Teşkilatı’ndayım herhalde ben’ dedim. ‘Nerden biliyorsun ya MİT olduğunu, belki Emniyet’tir, belki Jandarma’dır.’ diyerek dikkatimi dağıtmaya çalıştılar. Daha sonra bana; ‘Mustafa, bak burası ne var ne yok bir yer. Burada devlet biziz. Artık devlet farklı idare ediliyor. Bize yardımcı olursan hakkındaki bütün suçlamaları düşürürüz, sileriz. Buradan savcıya bir not gider. Hakkındaki her problemi çözeriz. Yeni bir kimlik veririz. İstemediğin kadar para veririz. Seni bir sürü imkana boğarız. Ama eğer bize yardımcı olmazsan, biz insan anatomisini çok iyi biliyoruz. Burada bize yalvarırsın, beni öldürün, diye.’ ” diyerek anlatmaya devam eden Özben, işkencenin ilk günlerinde kendisine iyi davranmaya çalıştıklarını ancak, “Bak Mustafa, işin şekli değişecek, işkencenin dozajı artacak.” denilerek tehdit edildiğini söyledi. 

Gülen Hareketi’nin bir iyilik hareketi olduğunu ifade eden Özben, kendisine Hizmet Hareketi’yle ilgisi olduğu iddia edilen kişilerin isimlerinin sorulduğunu ve itirafçı olmaya zorlandığını belirtti. Kendisini sorgulayan kişilerin devlet görevlisi olduğunu belirten Özben, “Sordukları kişilerin resimlerinin bulunduğu bir dosyaya bakmam için gözümü açıyorlar. Bu resimler bazen takip esnasında, bazen yürürken, bazen bir kafede otururken bir araç içinden çekilmiş resimler. Bir kafenin güvenlik kamerasından alınmış resimler, mesala pasaport kontrol noktasında polislerin üzerinde bulunan güvenlik kamerasından çekilmiş resimler, herhangi bir düğün fotoğrafı falan değil.” dedi. 

Sorgulama esnasında işkence mekanını görmemesi için gözlerine bant bağlanıp başına çuval geçirildiğini anlatan Özben, hangarın karşısında sırayla dizilmiş hücrelerin bulunduğunu, koridorun bir ucunda sorgu odalarının, diğer ucunda da tuvalet ve banyonun olduğunu ifade etti: “Diyeceksiniz ki şimdi; ‘Gözün kapalı dışarı çıkarılıyorum, dedin. Bunları nasıl gördün?’ Bir gün, hücremin kapısı çalındı. Ben yine aynı pozisyonu aldım. Korktum. Beni infaz edecekler zannettim. ‘Çık çık, üzerimizde maske var.’ dediler. Kar maskesi takmışlar. Bu iki kişi, gece vakti beni banyo yapmaya götüreceklerdi. Hücrenin dışına çıktığım esnada her tarafı gözlemleme ve izleme imkanım oldu. Banyoya gittiğimde ve daha sonrasında geri gelirken oranın nasıl bir yer olduğuna, fiziksel olarak yerdeki fayansına, sıra sıra dizilmiş hücrelere, sorgu odalarının bulunduğu yere ve binanın yüksekliğine şahit oldum. Kaldığımız hücrenin üst kısmında sürekli ayak sesleri duyuluyordu. 24 saat esasına göre nöbet tutuluyordu. Saat sekizde nöbet değişimi oluyordu. Bu, benim biyolojik saat tahminim. Sabah saat 10’da bir bardak çay, bir dilim ekmek, bir dilim peynir ve 5-6 tane zeytin veriyorlardı. Bu süreç içinde yirmi kilo kaybettim. Çoğu zaman aç ve susuz bırakıldım.” 

İşkence merkezinde, üç tane sorgu odası bulunduğunu ve bunlardan birinin tamamen siyah, birinin ise tamamen beyaz renge boyandığını belirten Özben, odalardan birinin üst duvarında insanları yukarıya doğru kelepçelemek için halkalar olduğunu ve yerde sopalar, duvarda kanlar gördüğünü belirtti. 

Ailesiyle ilgili tehditleri yutkunarak anlatan Özben, “Elektroşok yaptılar, kaba dayak attılar. Hassas olduğum her şeyi söylediler, eşim ve çocuklarım ile tehdit ettiler. Tam 24 saat bir kulaklık takıp sürekli marşlar, müzikler dinlettiler, insanı çıldırtan bir ses verdiler. ‘Çocuklarını da eşini de buraya getireceğiz, camın arkasından izlettireceğiz.’ dediler.” dedi. Kendisini kaçırırlarken yaklaşık yarım saat süren yolun, serbest bırakılırken, kafasını karıştırmak için, yaklaşık dört saat sürdüğünü belirtti. 

TURKEY TRIBUNAL NEDİR?

20 Eylül’de başlayan ve dört gün sürecek Turkey Tribunal, bir görüş mahkemesidir, yargı yetkisi olmayan bir platformdur. Sivil toplumun da desteğini alan olağanüstü bir mahkemedir. Geçen yıl Belçika’da kurulan ve üyeleri arasında AİHM’nin eski yargıçları ile insan hakları alanında uzman profesörlerin bulunduğu Turkey Tribunal, insan hakları ihlali yaşayan insanlara ses olmayı amaçlar. 

Dünyanın farklı yerlerinde farklı tribunaller gerçekleştirilmektedir. Çoğu zaman Tribunal’de amaç, yargısal yöntemleri ve hukuk kurallarını kullanarak toplumu etkileyen olaylar ve insan hakları ihlalleri konusunda politika yapıcıların ve toplumun dikkatini belirli bir yöne çekmek ve bir kamuoyu oluşturmaktır. Ulusal ve uluslararası yasaların uygulanmasını sağlamaktır. 

İsviçre’nin Cenevre şehrindeki Turkey Tribunal’de, altı raportör bulunmaktadır ve bu raportörler, bir hafta sonunda Türkiye’deki insan hakları ihlallerine ve iddialarına ilişkin altı konu hakkında raporlarını sunacaklardır. Bu raporlar; işkence, zorla kaçırılma, basın özgürlüğü, cezasızlık, yargının bağımsızlığı, adalete erişim ve insanlığa karşı suçlar konularından oluşmaktadır. 

Cenevre’deki Tribunal’de, 15 tanık kendi kişisel deneyimlerini mahkemeyle paylaşacak. Her bir raporun sunumundan ve ilgili tanıkların dinlenmesinden sonra mahkeme hem raportörlere hem de tanıklara sorular soracak. 

Tribunal’de, Türk hükümetinin potansiyel bir temsilcisine de sunum ve savunma yapma imkanı tanındı. Türk hükümeti mahkemeye katılım davetiyesi aldı ve aynı zamanda her konu hakkında mahkemeye sunulan raporların kopyaları da Türk hükümetine sunuldu. Ancak Türk hükümeti, mahkemenin ikinci gününde de duruşmaya katılmadı.

Tribunal’de duruşmalar kamuoyuna açıktır ve canlı yayınla takip edilebilmektedir. Aynı zamanda mahkemede, duruşma sürecini izleyen ve süreç boyunca insan hakları ihlalleriyle ilgili rapor oluşturan beş bağımsız gözlemci bulunmaktadır.

Related Articles

Yorum

Bu web sitesi, deneyiminizi geliştirmek için çerezler kullanır. Bu konuda sorun yaşamadığınızı varsayacağız, ancak isterseniz vazgeçebilirsiniz. Kabul et Devamını Oku