Hasal EROL – 29 Ağustos 2021

İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon ve Cumartesi Anneleri, sosyal medya üzerinden gerçekleştirdikleri 857. hafta eyleminde, Hüseyin Aydemir ve Fehmi Tosun için adalet istedi. 

Cumartesi Anneleri, 857. hafta eyleminde, 26 yıldır kendilerinden haber alınamayan Hüseyin Aydemir ve Fehmi Tosun için adalet talebinde bulundu. 

GÜVENLİK GÜÇLERİNİN AĞIR BASKISI

Saat 12:00’de paylaşılan videoda, ilk olarak  Ferhat Tepe’nin kardeşi Ayşe Tepe konuştu. Daha sonra Hüseyin Aydemir’in kızı Dilan Aydemir, kamuoyuna seslendi. Son olarak Cumartesi insanlarından Bingöl Elmas tarafından basın açıklaması yapıldı. 

İlgili açıklamada, Hüseyin Aydemir’in kaybedilmesiyle ilgili şu ifadelerde bulunuldu: “34 yaşındaki altı çocuk babası Hüseyin Aydemir, Lice’nin Tute (Yaprak) köyünde yaşıyordu. Hayvan ticareti ile uğraşan Aydemir, güvenlik güçlerinin ağır baskısı nedeniyle köyü terketmek zorunda kaldı. 1995 yılının ortalarında ailesi ile birlikte İstanbul’a göç etti. 

19 Ekim 1995 sabahı, memleketlisi ve yakın arkadaşı Fehmi Tosun’un Avcılar’daki evine gitti. İki arkadaş birlikte kahvaltı ettikten sonra evden çıktılar ve bir daha geri dönemediler. 

Onların Aksaray’da gözaltına alındıklarını öğrenen aileleri, tüm yasal yollara başvurdu ancak Fehmi Tosun ve Hüseyin Aydemir’in gözaltına alındığı, devletin bütün kademelerince inkar edildi. Zamanaşımı gerekçe gösterilerek dosyalarında takipsizlik kararı verildi.” 

“BİZİM DE GİDİLECEK BİR MEZAR TAŞIMIZ OLSUN!”

Babasının yaşadığı ağır baskılar nedeniyle Lice’yi terkedip İstanbul’a yerleşmek zorunda kaldığını belirten Hüseyin Aydemir’in kızı Dilan Aydemir, “Annem, ilk olarak Avcılar Karakolu’na gidip ifade verdi ve sonrasında gereken bütün yasal yollara başvurmasına rağmen babamla ilgili hiçbir haber alınamadı. Annem, beş çocukla, kucağında altı aylık bebeğiyle ve hiç bilmediği bir şehirde, sadece konuşabildiği birkaç kelime Türkçe ile babamı aramaktan vazgeçmedi. Fakat hayat şartları, yaşam zorlukları, çaresizlik ve kimsesizlik, babamın kaybından altı ay sonra Diyarbakır’a taşınmamıza neden oldu. 

Bizim ne tür zorluklar, ne tür acılar çektiğimizi ancak biz ve bizim gibi çaresiz olan kayıp yakınları anlar. Biz, yaşantımızın her anında babasızlığı yaşadık. Baba kelimesini kullanmadan babaya hasret bırakıldık. 

Ben, babamı kaybettiğimde henüz üç yaşındaydım. Babamı resimlerinden, bize anlatılanlardan, onurlu duruşundan tanıyorum. 

Bizler de artık adalet istiyoruz. Bizim de gidilecek bir mezarımız, üzerlerinde isimleri yazan bir mezar taşımız olsun istiyoruz. Bizim yaşadıklarımızı, kimse yaşamasın artık.” 

ADALET İSTEMEKTEN VAZGEÇMEYECEĞİZ

857. hafta basın açıklamasını Cumartesi insanlarından Bingöl Elmas okudu. Elmas, “857 haftadır, devleti yönetenlere ve kamuoyuna sesleniyoruz: Herkesin huzur içinde yaşayacağı demokratik bir Türkiye inşası için önce yakın ve uzak tarihte yaşanan başta zorla kaybetmeler olmak üzere her türden insan hakları ihlalleri ile yüzleşmek, cezasızlığı sonlandırmak ve sorumluların adil bir biçimde hesap vermesini sağlamak zorundayız. ‘Yurttaş olmanın bir gereği olarak hukuk olmayan bir hukuk, mahkeme olmayan mahkemeler, hukuki olmayan hükümler üreten bu keyfi sisteme karşı hukukun üstünlüğünü savunmak zorundayız’ diyerek kamuoyunun karşısına çıkıyoruz. Koşullar ne kadar ağır olursa olsun, umutsuzluğa kapılmadan, 857 haftadır bunun için mücadele ediyoruz.” dedi. 

Elmas, Hüseyin Aydemir’in gözaltında kaybedilmesiyle ilgili ise, şu ifadelerde bulundu: “34 yaşındaki altı çocuk babası Hüseyin Aydemir, Lice’nin Tûtê (Yaprak) köyünde yaşıyordu. O dönemde, köy yakmaların, köylüleri göçe ve korucu olmaya zorlanmaların, gıda ambargoları ile aç bırakmaların yaşandığı Lice ve köyleri adeta cehenneme dönmüştü. 

Hayvan ticareti ile uğraşan Aydemir de, güvenlik güçlerinin hedefindeydi. Sık sık evi basılıyor, ailesi şiddete maruz kalıyordu. Ev baskınlarını yapan askerler, Hüseyin’e iletilmesi için gelip teslim olmaması halinde kendisini buldukları yerde öldürüp ölüsünü panzerle sürükleyerek teşhir edecekleri yönünde mesajlar bırakıyorlardı. Bir baskın sırasında da babasını gözaltına aldılar. Yirmi gün boyunca gözaltına alındığı inkar edilen baba, ağır işkence gördü. Ona ‘oğluna söyle gelip teslim olsun’ denildi. Bu koşullarda evine gelemeyen Hüseyin Aydemir, ailesi ile birlikte önce Diyarbakır’a ardından Adana’ya göç etti. Ancak buralarda da baskı ve tehditlerden kurtulamadı. 1995 yılının ortalarında ailesiyle birlikte İstanbul’a taşındı. 

Aydemir, 19 Ekim 1995 sabahı, memleketlisi ve yakın arkadaşı Fehmi Tosun’un Avcılar’daki evine gitti. İki arkadaş birlikte kahvaltı ettikten sonra saat 10:00 sıraları, evden çıktılar ve bir daha geri dönemediler. 

Onların Aksaray’da sivil polisler tarafından gözaltına alındıklarını öğrenen aileleri tüm yasal yollara başvurdu. Her yerde oğullarını arayan Aydemir ailesi, onun polisler tarafından Ankara’ya götürüldüğü, Ankara emniyetindeyken de askeri yetkililerce teslim alındığı bilgisine ulaştı. Ancak ailenin yaptığı tüm başvurular sonuçsuz bırakıldı. Hüseyin Aydemir ve arkadaşı Fehmi Tosun’un gözaltına alındığı devletin bütün kademelerince inkâr edildi. Hukuk işletilmedi. Onların akıbetlerinin açığa çıkartılmasını, suçun faillerinin yargılanmasını sağlayacak etkinlikte soruşturmalar yürütülmedi. Zamanaşımı gerekçe gösterilerek dosyalarında takipsizlik kararı verildi. 

857. haftamızda Hüseyin Aydemir’in akıbetinin açığa çıkartılması ve işlenen bu insanlığa karşı suçun şüphelilerinin tespit edilerek haklarında etkin soruşturma ve kovuşturma yürütülmesi talebimizi yineliyoruz. Kaç yıl geçerse geçsin; Hüseyin Aydemir için, tüm kayıplarımız için, adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan, 158 haftadır bize yasaklanan kayıplarımızla buluşma mekânımız Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz.”

What's your reaction?
0Cool0Upset0Love0Lol

Add Comment

to top