Hasan EROL – 24 Temmuz 2021

İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi  Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon ve Cumartesi Anneleri, sosyal medya üzerinden gerçekleştirdikleri 852. hafta eyleminde, Hasan Gülünay için adalet istedi. 

Cumartesi Anneleri, 852. hafta eyleminde, 20 Temmuz 1992 tarihinde, işyerine gitmek üzere Tarabya’daki evinden ayrılan ve bir daha kendisinden haber alınamayan Hüseyin Gülünay için adalet talebinde bulundu. 

POLİS TARAFINDAN TAKİP EDİLİYORDU

Saat 12:00’de paylaşılan videoda, ilk sözü Hasan Gülünay’ın kızı Deniz Gülünay aldı. Daha sonra insan hakları hukukçusu Hülya Dinçer, Anayasa Mahkemesi’nin Gülünay dosyasına yönelik verdiği kararı değerlendirdi. Son olarak kayıp yakınlarından Ayşe Gülen Eyi tarafından basın açıklaması yapıldı. 

Yapılan açıklamada, Hasan Gülünay’ın gözaltında kaybedilmesiyle ilgili şu ifadelerde bulunuldu: “32 yaşındaki dört çocuk babası Hasan Gülünay, İstanbul’da yaşıyordu. Eşine bir süredir polis tarafından takip edildiğini söyleyen Gülünay, 20 Temmuz 1992 günü Tarabya’daki evinden işyerine gitmek üzere çıktı ve bir daha geri dönmedi. 

Bir üst düzey emniyet yetkilisi, onun gözaltında olduğunu kabul etmesine, İstanbul Emniyeti’nde sorguda olan bir kişi de Gülünay’ın orada olduğunu açıklamasına rağmen gözaltına alındığı reddedildi. 

Gülünay’ın gözaltında kaybedilmesiyle ilgili iç hukuk yolları etkin bir biçimde işletilmedi. Son olarak AYM de verdiği kararla zorla kaybetmelerde etkili bir çözüm adresi olamayacağını itiraf etti. İç hukuktan sonuç alamayan aile, AİHM’e başvurdu.” 

29 YILDIR MÜCADELE VERİYORUZ

Babasının, devrimci fikirlerinden ve bu konuda vermiş olduğu mücadeleden dolayı devletin hedefi haline getirildiğini ve gözaltında iken kaybedildiğini belirten Deniz Gülünay, “Babamın failleri ve akıbeti için 29 yıldır mücadele veriyoruz. Geçen 29 yıl içerisinde devletin bütün resmi makamlarına başvurmamıza rağmen devletin bize söylemiş olduğu tek cümle, Hasan Gülünay’ın gözaltına alınmadığı ve onların da Hasan Gülünay’ı aradığı cevabı oldu. 

Halbuki babam gözaltında iken babamı gören beş tane tanığımız vardı. Ayrıca o dönemlerde gözaltında olan bir şahıs da babamın sesini duyduğunu ifade etti. Bunu mahkemede ifade etmemize rağmen tanıklarımız hiçbir şekilde bu zamana kadar dinlenmedi. Etkin bir soruşturma gerçekleştirilmedi. 

Babamın dosyası, 2012 yılında zamanaşımına uğratıldı. Biz zamanaşımını kabul etmediğimizden kaynaklı AYM’ye bir dava açtık. Açtığımız dava sonucunda, AYM de bir ilke imza atarak ‘etkin bir soruşturma yürütülmemiştir’ kararı verdi. Anayasa Mahkemesi’nin ihlal kararına rağmen dosyamız zamanaşımına uğratılarak kapatıldı.” dedi. 

HAKİKAT, ZAMANAŞIMINA UĞRAMAZ

Hasan Gülünay’ın zorla kaybedilmesiyle ilgili yürütülen ceza soruşturmasının, 2012 yılında zamanaşımı dolduğu gerekçesiyle kapatıldığını söyleyen insan hakları hukukçusu Hülya Dinçer, şu ifadelerde bulundu: “Zamanaşımına sürüklenen dosya AYM’nin önüne geldiğinde mahkeme, etkili bir soruşturma yürütülmediğine, devletin yaşama hakkını bu yönüyle ihlal ettiğine karar verdi. Fakat bu ihlal kararının Hasan Gülünay’ın kimler tarafından, hangi koşullarda kaybedildiğine dair hakikatin açığa çıkarılmasına bir katkısı olmadı, ne yazık ki. Çünkü Anayasa Mahkemesi, zamanaşımı sona erdiği için soruşturmanın yeniden açılmasına gerek olmadığına karar verdi ve diğer zorla kaybetme başvurularında da aynı yorumu izledi. Oysa bu başvuruların tamamında, Türkiye’de zorla kaybetmelerle ilgili yerleşik yargı politikası doğrultusunda soruşturmalar yıllarca sürüncemede bırakılmış ve dosyalar kasten zamanaşımına sürüklenmişti. 

AYM’nin zamanaşımını mutlak bir engel olarak kabul eden bu yorumu, pek çok açıdan insan hakları normlarına aykırılık taşıyor. Zorla kaybetme suçu, doğası gereği devam eden bir suçtur. Bu suç kaybedilen kişinin bedeni bulunmadıkça ve akıbeti açığa çıkarılmadıkça işlenmeye devam eder. Dolayısıyla devletin gerçeği açığa çıkarma ve failleri cezalandırma yükümlülüğü de aynı şekilde devam eder. Zorla kaybetme suçuna uygulanacak zamanaşımı rejimi, bu yüzden olağan zamanaşımından farklı olmak zorundadır. 

Zamanaşımının mutlak bir biçimde uygulanması, zorla kaybedilen kişilerin ailelerinin ve yakınlarının hakikati  öğrenme hakkını, yas tutma hakkını ve etkili bir onarım elde etme hakkını da ihlal eder. 

AYM’nin zorla kaybetme başvurularında benimsediği yorum, Türkiye’de cezasızlığın temel kaynaklarından olan zamanaşımına sürükleme stratejisini de onaylamak anlamına geliyor. Oysa hukuki bir müessese olarak zamanaşımının amacı, ağır insan hakları ihlalleri faillerini cezasız bırakmak olamaz, olmamalıdır. Bu yüzden bizler, Hasan Gülünay’ın ve gözaltında kaybedilen yüzlerce kişinin akıbeti aydınlatılana kadar, ‘hakikat zamanaşımına uğramaz’ demeye devam edeceğiz.” 

ADALET ARAMAKTAN VAZGEÇMEYECEĞİZ 

852. hafta basın metnini, kayıp yakınlarından Ayşe Gülen Eyi okudu. Devletin hukuk sistemi içerisinde kendilerine yer olmadığını vurgulayan Eyi, zorla kaybetmeye yönelik açılan soruşturmaların, yalnızca güvenlik güçlerinin ifadelerine dayanılarak kapatıldığını, soruşturmaların etkin ve tarafsız yürütülmediğini ifade etti. Devletin, Gülünay dosyası üzerinden bir kez daha, kayıp yakınlarına “sizin için adalet yok mesajı” verdiğini söyleyen Eyi, kaç yıl geçerse geçsin Hasan Gülünay için ve  tüm kayıpları için adalet istemekten, devletin hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan ve 852 haftadır yasaklanan kayıplarla buluşma mekanı Galatasaray’dan vazgeçmeyeceklerinin altını çizdi.

What's your reaction?
0Cool0Upset0Love0Lol

Add Comment

to top