Bilindiği üzere, 15 Temmuz darbe girişiminden itibaren darbe suçuyla ilgilisi bulunmayan yüzbinlerce insan gözaltına alındı ve onbinlercesi tutuklandı. İşlerinden, gelirlerinden, mallarından edilen ve sayıları milyonları bulan bu mağdurlar, seslerini ne Türkiye’de ne de dünyada duyurabildiler. Devam etmekte olan bu süreçten en fazla etkilenen ise şüphesiz çocuklar ve bebekler oldu. Anne babalarının savunmaları dahi alınmadan işlerinden, gelirlerinden edilip, aylardır tutuklu bulunan bu masum bebeklerden bazıları anneleriyle birlikte cezaevinde kalmak zorunda bırakılmaktadırlar. Adeta bir “cadı avı” başlatılan bu dönemde, Ceza İnfaz Kanunu’nun açık hükmüne rağmen (1) hamile kadınlar ve yeni doğum yapmış bebekli anneler tutuklanmaya devam edilmekte, her geçen gün söz konusu mağduriyetler ve tehlikeler artmaktadır (2).
Yaşanılan mağduriyetlerin ülke içinde duyulmaması ve hukuken ya da insanlık gereği bir çare bulunamamasının da ötesinde, insanlığa karşı suç ile soykırım suçlarına dönüşmüş (3) bu zulmün aslında yaşanmadığı, ortada böyle bir gerçekliğin olmadığı yönünde iktidar partisi tarafından sürekli açıklamalar yapılmaktadır. BBC Türkçe adına Fundanur Öztürk’ün, OHAL döneminde tutuklanan hamile ve bebekli annelerle röportaj şeklinde yaptığı haberde, görüşlerine başvurulan TBMM Adalet Komisyonu Üyesi ve AKP Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç, hamile kadınların tutuksuz yargılandıklarını belirterek iddiaların kamuoyunda algı yaratma çabası olduğunu iddia etmiş, hamile kadınlar konusunda çok hassas davranıldığını ve tutuksuz yargılandıklarını, aksi yönde tek bir örneğin bile bulunmadığını, bunları iddia edenlerin, uluslararası hukuk nezdinde Türkiye’de sanki tutuklu bayanlar üzerinde bir zulüm varmış algısını oluşturmaya çalıştığını belirtmiştir (4).
Türkiye’de son yıllarda gerçeklerin yalan, yalanların gerçekmiş gibi yansıtılması, OHAL döneminde siyasi irade tarafından 131 basın kuruluşunun kapatılıp (5);  geri kalan medyanın da büyük ölçüde “havuzlaştırılması” sayesinde alışılmış bir durum oldu. AKP vekilinin bu açıklaması da diğer örneklerinde olduğu gibi elbette gerçeği yansıtmıyor. 30 Mayıs 2017 de Meclis gündemine getirilen bilgilere göre; cezaevlerinde annesiyle birlikte kalan 560 çocuk bulunup, bunlardan 128’ini 1 yaşın altındaki bebekler oluşturuyor (6).
2020 yılı itibariyle CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, annesiyle birlikte cezaevinde tutuklu olan bebekleri Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’e sormuş ancak Bakanlıktan gelen cevapta, kaç bebeğin annesiyle birlikte cezaevinde kaldığına dair bilgi yoktu. Hak İnisiyatifi Derneği’nin, anneleriyle birlikte cezaevinde bulunan 0-6 yaş arası çocuklara ilişkin geçtiğimiz aylarda yaptığı açıklamada, 2018 yılında cezaevinde bulunan çocuk sayısının 743 olduğu, bu sayının 2019 kasım ayı itibarıyla 780’e çıktığı kaydedilmişti. Bugün bu sayının daha fazla olduğu tahmin ediliyor. (7) Son yıllardaki cadı avı kapsamında, 17 bin ev hanımının tutuklandığı bir ülkede, 2021 yılı itibari ile cezaevlerindeki bebek ve çocuk sayısı 800’e yaklaştığı belirtiliyor(8).
Mağdur aileler, gerek annelerin devam eden veya yeni bitmiş hamilelik süreci açısından, gerekse çok hassas olan bebeklerin sağlıkları için endişelenmekte ve artık Türkiye’de mağdurlar için tek yol haline gelmiş sosyal medya aracılığı ile seslerini duyurmaya çalışmaktadırlar. Bu yazı vesilesiyle oralara yansımış somut olaylardan bazılarına da yer vereceğim. Ancak öncelikle, adı geçen haber içeriğinde de yer aldığı üzere belirtmek gerekir ki; Türkiye’de 15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminin ardından ilan edilen olağanüstü hâl (OHAL) süresince “terör örgütlerine üye olmak” suçlamasıyla yargılanan ve cezası kesinleşmemiş birçok kadın, küçük bebekleriyle birlikte cezaevlerinde tutuklu bulunmakta ve telafisi imkansız mağduriyetlere yol açan bu vakalara sürekli yenileri eklenmektedir.
Röportajların yer aldığı haberde, bu kadınlardan bazılarının yaşadığı zorluklara yer verilmiş. Buna göre; açık yasa hükmüne rağmen keyfi olarak tutuklanan bebekli annelerin, cezaevlerinde en hayati ihtiyaçlarını bile karşılamalarına izin verilmediği anlaşılıyor. Örneğin ıslak mendil kesin olarak yasaklanmış. Bebekler için gereken bez, mama ve ilaçların temin edilmesinde çok büyük engeller çıkarılmakta; ihtiyaçlar ya hiç karşılanmamakta ya da haftalar sonra kısmen cevap bulmaktadır. Ailelerin,  ameliyatlı annelerin ve bebeklerin acil ve hayati ihtiyaçlarını dışarıdan kendilerinin temin etmesine de asla izin verilmemektedir. Röportaj yapılan annelerden birinin anlattığına göre; uzun süre mama talebi karşılanmaması sebebiyle, anne 4 aylık bebeğine patlıcan ve pilav yedirmek zorunda kalmış. Başka bir bebeğin ise ek gıdaları olan yoğurt ve yumurta, cezaevi yönetimi tarafından kesilmiş ve talepler karşılanmamış. Bebeklerin emeklemeyi öğrenmeleri için zemine halı veya battaniye serilmesi de keyfi yasaklar arasında. Yine yürüteç, mama sandalyesi gibi yaşla birlikte ortaya çıkan diğer ihiyaçlar da çok lüks görülen diğer eksikliklerden.
Doğum sonrası yaşanan sıkıntılar ise hamilelik dönemi yaşanan problemlere rahmet okutturacak cinsten. Örneğin bebekler, eğer hastanede küvezde kalmış ise, bu durum annelerinin cezaevine dönmesini engellememekte, anneler doğumdan hemen sonra geri götürüldükleri koğuşlarda sütlerini günlerce, haftalarca lavobaya sağmak zorunda bırakılmaktadırlar. Bebekler cezaevine getirildiğinde ise, anneler asla farklı bir koğuşa alınmıyor kalabalık koğuşlara alınıyorlar. Tutuklu anneler, bebeklerinin banyo ve diğer ihtiyaçları için gerekli malzemeleri temin edememekte ve bebekler rahatsızlandığında hastaneye sadece gardiyan nezaretinde gönderebiliyorlar. Bunun dışında cezaevlerinde bebek ve çocuklara özel menü ve yiyecekler verilmediği için çoğunlukla yiyecekler anneler tarafından ezilerek veya bulamaç haline getirilmek zorunda bırakılıyor(9).
Avrupa İşkenceyi Önleme Komitesi (AİÖK)’nin daha önceki yıllarda da raporlarına yansımış olan Türkiye’de cezaevlerinin aşırı kalabalık olma problemi, 15 Temmuz sonrası işkenceye dönüşen başka bir husustur. Türkiye’de şu anda cezaevlerinde hastaların, yaşlıların, bebeklerin ve hamile bayanların birlikte kaldığı koğuşlarda ki doluluk oranı nedeniyle değil rahat edebilmek; nefes almak bile imkansız hale gelmiştir. Örneğin 22 kişilik bir koğuşta 70 tutuklu barındırılabilmektedir. Beşik talepleri karşılanmayan anneler, kalabalık koğuş ortamı nedeniyle bebeklerini kendi yataklarında veya başkasıyla paylaşmak zorunda kaldığı yatağın ortasında yatırmak zorunda kalmaktadırlar(10).
Her devlet, Anayasal sorumluluğu gereği, tedbiren de olsa hürriyetinden mahrum bıraktığı insanlara temel yaşam koşullarını sağlamak zorundadır. Aksi durum, gerekçesi ne olursa olsun insan hakları ihlalidir. AİHM kararlarında, genellikle kalabalık mahpus sayısıyla bağlantılı olarak ortaya çıkan, hijyene uygun olmayan, sağlıksız koşulların aşağılayıcı muamele yargısına varılmasına katkıda bulunduğu hususunu vurgulamaktadır. (Kalashnikov v Russia 15/07/2002; (Pers v Greece 19/04/2001); (Dougoz v Greece 06/03/2001). BBC’nin haberinde röportaj yapılan annelerden biri söz konusu sağlıksız ve insani koşullara aykırı durumu şöyle dile getirmiştir: “İzmir’de gözaltında bulunduğum iki gün içerisinde benim gibi bebeği olan 10 civarında kadın gözaltındaydı. Bebeğini yanlarına almalarına izin verilmeyen bu annelere sabah ezanında emzirmeleri için bebekleri getiriliyordu. Bense bebeğimle betonun üzerine serili bir battaniyede uyumak zorunda kaldık. İlk gün kaldığımız koğuşta yalnız olduğum için lavoboya gidemedim. Gardiyanlara bebeği emzirmem için su içmem gerektiğini söyledim ama çeşme suyu getirdiler. Bez getirmeleri için yalvardım, bu sefer de ıslak mendil vermediler. Sonrasında zaten stresten egzama oldu.” Başka bir anne, 30 günlük bebeğinin böbreklerinde ciddi rahatsızlık olduğunu dile getirip bebeğinin tedavisi için ilgililerden yardım istemesine rağmen tüm çabaları sonuçsuz kalmıştır (11). Ana muhalefet partisinden bir milletvekilinin gündeme getirdiği başka bir olayda ise; cezaevinde annesiyle kalan 9 aylık bir bebek rahatsızlanınca ambulansla gece yarısı  hastaneye götürülmüş, annesinin tüm çabasına rağmen bebeğinin yanında olmasına izin verilmemiş. Olayı değerlendiren vekilin isyanı aslında tüm süreci özetler nitelikteydi: “Bunu yapmaya hakkınız yok. O çocuğun hangi ruh halini yaşadığını tahmin etmek dahi istemiyorum. Nasıl bir tedavi uyguladılar? Dokuz aylık bebek kendisini ifade bile edemez. Doktor hangi teşhisi neye dayanarak koydu?  Hastanede çocuğa serum takılmış. Ne annesine ne de babasına hastalığa ilişkin herhangi bir bilgi verilmemiş. Bebeğin iyileşmesi için hangi ilaçlar kullanılacak? Neye dikkat edilecek? Bunlara ilişkin hiçbir bilgi yok. Ağır bir insan hakkı ihlali yaşanıyor; yaşam hakkı gasp ediliyor. Dokuz aylık bir bebekten adeta intikam alınıyor (12).
Adalet Bakanlığı’nın CHP Milletvekili  Gamze İlgezdi’nin bilgi edinme talebine verdiği cevaplara göre oluşturup yayınlanan rapor içeriği de cezaevlerinde kalan bebekler ve anneleri için hayatın ne kadar yaşanmaz hale getirildiğini ve bu durumun açıkça işkenceye döndüğünü gözler önüne seriyor (13). Raporda yer alan bazı bilgiler şöyle;
– Cezaevlerinde birçok mahpus, çocuk sesine tahammül edemediği için çocuklu mahpuslarla birlikte kalmak istemiyor. Rahatsız olan mahpuslar koğuş değiştiriyorlar. Bu durum da mahpus anneler ve çocukları üzerinde baskı oluşturuyor. Sürekli “Sus” denildiği için konuşmaları engellenen çocuklar, dertlerini işaretlerle anlatmaya çalıştıkları için kimi zaman konuşmayı dahi öğrenemiyorlar.
– Cezaevlerinde, beslenme her zaman ve herkes için en ciddi sorunların başında geliyor. Annelerinin yanında kalan çocuklar içinse durum daha katlanılmaz hale geliyor. Bu çocuklar için cezaevlerinde özel mönü hazırlanması ve dengeli beslenmelerinin sağlanması gerekirken ayrı ekmek hakları dahi olmuyor. Çocuklu anneler, kendileri için verilen günlük bir ekmek ile hem kendi karınlarını hem de çocuklarını doyurmak zorunda bırakılıyor.
– Sayılı olarak verilen börek, tatlı, balık, meyve vb. yiyeceklerde de çocuk yok sayılıyor. Ayrıca çocuklara uygun çatal kaşık verilmiyor. Büyükler için verilen keskin, ince, büyük metal kaşıklarla yemek yemeye çalışıyorlar.
– Kreşlerde yeterli oyuncak olduğu gerekçesiyle koğuşlara peluş oyuncaklar haricinde oyuncak sokulmasına izin verilmiyor. Bu nedenle 0-3 yaş çocuklar, kreşe gidemediği için oyuncaksız büyüyor.
– Cezaevlerinde pilli radyoya ve kuşlar için ahşap kafeslere izin veriliyorken; anneleriyle birlikte cezaevlerinde kalan çocukların oyuncaklarına, “onun pili var, bu ahşap” gibi komik güvenlik gerekçesiyle yasaklar koyuluyor. Hediye gelen oyuncaklar ise cezaevlerinin teknik personelleri tarafından tek tek açılarak kontrol ediliyor. Bu nedenle oyuncaklar kullanılamaz hale getiriliyor.
– Boya çeşitleri ve oyun hamuru “hapishanenin kreşi var, orada boyasınlar” gerekçesiyle yasak. Oyuncak konusuna mahkumlar, kendi yaptıkları bez bebeklerle çocuklarını avutmaya çalışarak çözüm bulmaya çalışıyorlar.
– Çocuklar, kreş dahil bir çok yere giriş çıkış yaparken defalarca “mahkum kabul” denilen x-ray cihazından geçerek gidiyorlar. Ayakkabısı ya da tokası yüzünden cihaz her öttüğünde; ayakkabı ve tokalar çıkarılıyor, tekrar tekrar zorla geçiriliyor. Koğuş sayımları ve aramalar çocukların gözleri önünde ve çocukların da aranması şeklinde yapılıyor. Bu durumda travmatik etkiler yaratıyor.
–  Çocuklar için yeterli hijyen, ısı, havalandırma koşulları sağlanamıyor. Bu nedenle sık sık hasta olma durumuyla karşı karşıya kalıyorlar. Her koğuşun revir günü ve saati dışında, hasta da olsan revire çıkılmasına izin verilmiyor. Bu acil durumlar hariç çocuklar içinde geçerli. Çocuklar için dahi ilaç yazılsa en erken 2 gün sonra getiriliyor.
– Cezaevlerinde sürekli doktor bulunmadığı için bazı prosedürler sonrası çocuklar hastanelere sevk ediliyor. Bu sevkler sırasında bazı cezaevlerinde, çocuklar annesinden alınarak hastaneye götürülüyor ve ciddi bir travma yaşayabiliyor.
–  Çocukların yok sayıldığı diğer bir konu ise anneleriyle 1 kişi sayıldıkları için verilmeyen yataklar. Ayrı yatak hakları olmadıkları gibi dar bir yatakta anneleriyle beraber yatıyorlar. Adli koğuşlarda hiç tanımadıkları insanlarla aynı ranzayı paylaşıyorlar. 2 kişilik hücrelerde çocuk için bir de çocuk olunca hücre yetersiz kalıyor. Çocuk; eşyaları, ihtiyaçları, varlığı yok sayılıyor. Oysa bir çocuk yetişkinden çok yer kaplıyor. Bu nedenle emekleme çağında dar alanlarda olduklarından emeklemeyi öğrenemeyen, fiziksel gelişimini sağlıklı tamamlayamayan çocuklar, 3 yaşına geldiklerinde bile yürümekte zorlanıyorlar.
– Çocuklara ayrı yatak ve ekmek hakkı tanımayan cezaevi idareleri, çamaşırlarının yarı yıkanmasına da izin vermiyor.
–  Zihinsel gelişimin sağlanması için, yaşıtlarıyla yan yana gelebilme, oyuncaklarla oynayabilmesi, oyun parkı, kreş gibi en temel haklarından mahrum bırakılıyorlar. Cezaevindeki erkek çocuklar ise hemcinslerinden uzakta ve sürekli kadınların arasında yaşadıklarından cinsel kimlik bunalımı yaşayabiliyorlar. Kadınları taklit ettikleri görülen erkek çocuklar; ağda, makyaj gibi eylemlere eğilim gösterebiliyor.
–  Adalet Bakanlığının açıkladığı verilere göre hapishanelerde annesinin yanında yaşamak zorunda kalan 560 çocuktan yalnızca 100’ü açık havayı görebiliyor. Açık hapishanede kısmen de olsa dışarıdakine benzer bir ortamda yaşayan bu çocukların dışında kalan 460 çocuk ise bir bölümü yüksek güvenlikli olan hapishanelerde, kuşları, bulutları öğrenemeden, gri duvarların ve dikenli tellerin ardında yaşamaya çalışıyorlar.
– Sonuç olarak anneleriyle cezaevlerinde kalmak zorunda olan çocukların, haksız mahkumiyetinin Çocuk Hakları Sözleşmesinin, ‘her tür işlemde çocuğun üstün yararının gözetilmesi gerektiği’ ilkesine ters düştüğü açık. Bu nedenle çocuklar cezaevlerinde mahkum gibi değil, diğer çocuklar gibi yaşaması için gerekli koşulların sağlanmasının zorunlu olduğu bilinmesi gerekiyor.  Bu durum çocukları mağdur etmekte, anneleriyle 6 yaşına kadar hapiste büyümek zorunda kalan çocukların, dış dünyayla tanıştıklarında korkmasına, uyum sorunu yaşamasına ve bir çoğunun hapse geri dönmek istediğine şahit olunuyor.
Söz konusu rapor, ilgili haber içeriği ve somut vakalardan da anlaşılacağı üzere, Türkiye’de uygulanmakta olan ceza infaz sistemi yeterli olmayan kurallara bile uymaktan uzak, tamamen keyfi işletilen ve aileleriyle birlikte bebeklere de eziyet edilen bir sisteme dönmüş durumdadır. Gerek çocuk haklarını koruyan uluslar arası sözleşmeler ve normlar, gerekse Anayasamız ve ilgili mevzuata göre her durum ve şartta “öncelikli” olarak korunması gereken çocukların yüksek menfaati, diğer birçok temel hak ve özgürlüklerde olduğu gibi ağır ihlallere maruz kalmaktadır.
Ülkemizde ve dünyada, hukukun ve hakkın kutsal olduğuna inanmış,  insani bakış açısını ve vicdanını yitirmemiş her ilgili kişi ve kurumun söz konusu durum karşısında sessiz kalmayacağını ümit ediyor; bu durumun herkes için bir insanlık borcu olabileceğini hatırlatmak istiyoruz.
(1) 5275 sayılı kanunun 16/4 ve 116. maddeleri gereğince hamile olan ve yeni doğum yapmış kadınların belirli bir süreye kadar tutukluluk veya ceza infaz sürelerinin ertelenmesi gereklidir. Ancak Türkiye’de bu açık kanuni düzenlemeler görmezden gelinmekte, 8-9 aylık hamile olan bayanlar ve doğumdan henüz çıkmış bayanlar özellikle kelepçelenerek tutuklanmaktadır.
(2)http://www.kronos.news/tr/dogumdan-cikan-anne-1-gunluk-bebegiyle-gozaltina-alindi/
(3) Türkiye’de son bir yıldır, bir dini grup üyesi oldukları iddia edilen kişilere yönelik  uygulanan kitlesel ve belli bir amaca matuf bazıları ölümle sonuçlanmış fiziki işkenceler, hak mahrumiyetleri ve temel haklardan yasaklılık soykırım ve insanlığa karşı suçların ( TCK 76/1-a-b-c ve 77/1-a-b-c-d)  unsurlarını oluşturması bakımından  kayda değerdir.
Hamdi KALENDER, 15.03.2021
(4)https://www.bbc.com/turkce/amp/haberler-turkiye-40831729
(5)https://tr.euronews.com/amp/2016/07/28/turkiye-olaganustu-hal-kapsaminda-131-medya-kurulusu-kapatildi
(6)https://www.evrensel.net/amp/321795/cezaevlerinde-anneleriyle-kalan-cocuklar-meclis-gundeminde
(7) https://www.tr724.com/bakanlik-cezaevinde-kalan-bebek-sayisini-sir-gibi-sakliyor/
(8) https://mobile.twitter.com/gergerliogluof/status/895989277863096320
(9) http://yenihamle.com/2017/03/02/analarin-sutlerini-topraga-sagdigi-devir/
(10) https://mobile.twitter.com/Turkeydeiskence/status/885429019885400065
(11) http://magduriyetler.com/2017/05/22/cezaevinde-30-gunluk-hasta-bebek/
(12) http://magduriyetler.com/2017/05/19/annesiyle-birlikte-cezaevinde-kalan-9-aylik-bebek-rahatsizlandi-hastaneye-annesi-olmadan-goturuldu/
(13) https://www.evrensel.net/amp/320621/560-cocuk-annesiyle-birlikte-cezaevinde-kaliyor
 
 
 
 
 
 
 

What's your reaction?
0Cool0Upset0Love0Lol

Add Comment

to top