Hasan EROL – 28 Haziran 2021

Ayşe Özdoğan, özel bir yurtta idarecilik yaptığı için eşiyle birlikte 8 Nisan 2019’da, Antalya’da gözaltına alındı. Kalbi delik dünyaya gelen 7 yaşındaki oğlu Burak Hamza’nın durumu göz önünde bulundurularak o süreçte adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Edebiyat öğretmeni eşi İlker Özdoğan ise tutuklanıp Antalya Döşemealtı Cezaevine gönderildi. 

Ayşe Özdoğan’a mahkeme aşamasında kanser teşhisi kondu. Üst çenesinden ameliyatı yapıldı. Ameliyatlı bir şekilde iki duruşma geçirdi. Mahkeme esnasında bayıldı. 

MAHKEME BENİ YARGILAMIYORDU 

Justice TV’ye yaptığı açıklamada; 1 ay içerisinde iki duruşma geçirdiğini, kendisine üst çene ameliyatı yapıldığını ve kanser teşhisi konulduğunu belirten Ayşe Özdoğan, “Yüzüm gözüm şiş bir biçimde karar duruşmasına çıktım. Karar duruşmasında ayakta duramıyordum. Oturabilirsin, bile demediler. Karar mahkemesinde bütün raporlarımı sundum. Ameliyat test sonuçlarını, tomografi ve MR sonuçlarını.. Ancak savcı, en üst seviyeden ceza almamı istedi. Sanki Ayşe’yi yargılamıyorlardı. Ayşe’nin şahsında herkesi yargılıyorlardı. O hakim ve savcı, o mahkeme beni yargılamıyordu. Kanser raporlarımı görmezlikten geldiler.” dedi. 

Kendisinin 9.5 yıl, eşinin de 13.5 yıl tutuklanmasına karar verildiğini belirten Ayşe Özdoğan, “Gardiyan ve polisler bile benim tutuklanmama şok oldular. Mahşer meydanı gibiydi. Katip bile tutuklanmama şaşırdı. Tutuklandıktan sonra kayınvalidem, ‘Ayşe sen tutuklandın mı, çocuğuna ne diyeceğiz.’ diye sordu, yanımda duran polis ise, ‘Senin gelinin bile ağlamıyor, sen niye ağlıyorsun.’ ” şeklinde cevap verdiğini ifade etti. 

Özdoğan’a 7 Kasım 2019’da tıpta çok nadir görülen Maxciller Sinus kanseri teşhisi konuldu. Ameliyatta üst damağı alındı ve sol dişleri ve elmacık kemiği bulunmuyor. 

Ayşe Özdoğan, mahkeme sonrası tutuklandığı gün, adli suçlularla aynı nezarethaneye indirildiğini ve kanser haliyle, orada şiddetli sigara dumanına maruz kaldığını, anlatıyor. 

Özdoğan, “Cezaevine gönderildiğimde, cezaevindeki gardiyan, yoğun bakımdan hasta mı kaçırdınız, dedi. Pandemi yoktu ancak maske kullanıyordum o zamandan beri. Ayakta duramadığım için fotoğrafımı çekemediler. Fotoğraf çekmek istedikleri esnada yere düştüm. 

Bana yatak taşıtmak istediler. Ameliyatım boşa gider, taşıyamam, dedim. Koğuş kapısında, kırk kilit vardı sanki. Koğuş kapısı açılınca beni gören bir sürü kadın ağlamaya başladı. 15 kişilik bir koğuşta 35 kişi kalıyordu. Ranzalar dip dibeydi, yengeç gibi yan yan yürümek zorunda kalıyordu insanlar. 

Geceleri kaloriferler yanmıyordu. Alt kat çok nemliydi. Üst katta kalmak zorunda kaldım. Aralık ayının soğuğunda, ilk gün yerde yattım.” şeklinde cezaevlerindeki insani olmayan, kötü koşullara dikkat çekiyor. 

Cezaevinde nefes almak hariç her şey için dilekçe yazılması gerektiğini belirten Özdoğan, kanser hastalığı sebebiyle cezaevi şartlarında kalamacağına dair rapor için Adli Tıp’a dilekçe yazdığını anlatıyor. 

Kahvaltıda yemek için kantinden yumurta siparişi verilmesi gerektiğini ancak verilen siparişin bir hafta sonra geldiğini söyleyen Özdoğan, bir hafta önce haşlanmış yedi yumurtayı, bir hafta boyunca gün gün yemek zorunda kaldığını ifade ediyor. 

Sıcak su ise haftada üç gün veriliyordu. Koğuştaki herkese ise banyo için altışar dakika düşüyordu.Tek başına banyo yapması imkansız olan Özdoğan’ın 6 dakikada kişisel bakımını yapması gerekiyordu. 

Özdoğan’a yardımcı olabilmek için eşi, cezaevi müdürüyle konuştu. Hiç değilse çamaşırlarını yıkamak istediğini belirtti. Ancak müdürden, “Olsun, herkesin eşi kanser.” cevabını aldı.  

GERGERLİOĞLU DUYURMADAN ÖNCE HASTANEYE SEVKİ YAPILMADI 

Ayşe Özdoğan’ın hastane işlemleri ise Ömer Faruk Gergerlioğlu gündem yaptıktan sonra hızlanmaya başladı. Büyük ameliyatının bir an önce yapılması gerekiyor ve ameliyat gecikiyordu. 

Özdoğan, tekerlekli sandalyeyle hastaneye ve görüşlere gidip gelmeye başladı. Hastanede insanların kendisinden şikayetçi olduklarını belirten Özdoğan, “Hastanede, boşta tekerlekli sandalye yoktu. Bana, yürüyeceksin, dediler.  İnsanlar, ön sıraya geçmemiz için biz de bunun gibi adam mı öldürelim, katil mi olmamız gerekiyor, diyorlardı. İnsan insana karşı bu kadar vahşi olabilir mi? Kanserim kemiğe sıçramıştı. Doktorla konuşuyorum, derdimi anlatmaya çalışıyorum, gardiyan benim yerime konuşuyor. Nereye gitsem gardiyan sözümü kesip konuşmaya başlıyordu. 

Tutukluluğumdan 15 gün sonra haftada üç gün imzayla tahliye oldum. Ömer Faruk Gergerlioğlu duyurmadan önce hastaneye sevkim dahi yapılmadı. Cezaevinde sorduğumuzda bu sürecin üç ay içerisinde tamamlanabileceğini söylemişlerdi. 

Tahliyemden iki gün sonra doktora gittim. Doktor, ‘Bu süreçte neredeydiniz, geç kalmışsınız. İlk ameliyatla ikinci ameliyata niye bu kadar ara verdiniz?’ dedi.” diyerek konuşmasını sürdürüyor. 

Kanser göze kadar sıçramıştı. Ayşe Özdoğan, sekiz saatlik bir ameliyat geçirdi ve bir gün yoğun bakımda kaldı. Sol üst dişi ve sol üst elmacık kemiği alındı. Bacağından 20 cmlik kemik, doku ve deri alındı ve çenesine nakil yapıldı. 

Nakilin tutması için hiç kıpırdamadan 5 gün boyunca hastanede yattığını belirten Özdoğan, sözlerine şu şekilde devam ediyor: “Hiçbir şekilde kıpırdamamam gerekiyordu, sadece göz kapaklarını oynatabilirsin, dedi doktor. Uyurken kafam dönmesin diye ailemden beş kişi gece nöbetleşe bekliyordu. Yemek yiyemiyorum zaten, kafamı oynatmam yasak. Doktor, iyi misin, diyor ve göz kapaklarımla cevap veriyordum. Hastanede beş gün boyunca felçli bir şekilde yattım. Benim bu ameliyatımı cezaevinde yaptırmak istediler. 

Hastaneden çıktım, bir hafta sonra benim imzam başladı. Doktorum diyor ki bana, bir ay boyunca yataktan kalkmayacaksın,  kıpırdamayacaksın, uyurken bile kafan sağa sola dönmeyecek, 24 saat birileri dönüşümlü bir şekilde nöbet tutacak. 

Zaten bacağımdan 20 cm kemik alındı, doku alındı, basamıyorum, bacağım yaralı. Yüzümün sol tarafı komple gitmiş, yaralı. Robot gibiyim. Yürürken sadece karşıya bakmam gerekiyor. Sağa, sola, önüme bakmam yasak. Sadece karşıya bakabilirim. Mimik yapmam yasak, yemek yiyemiyorum. Sadece şırıngayla besleniyordum. Yazarak anlaşıyordum. Doktor bana bir şey soruyor ve ben yazarak cevap veriyordum. Defterimi hala saklıyorum. Bu yüzden ben karakola gidemeyince onlar evime geldiler. İfade almaya polis geldi, beni yakından inceledi, bacağıma baktı. 

İlk hastaneden eve geldiğimde, oğlum benden korktu. Yüzüm ve bacağım çok kötüydü. Oğlum korktuğunu belli etmek istemiyordu ama ben anlıyordum. Polis bana soru soruyor, ben yazarak cevap veriyordum. 

Yüzüm komple dikişli ve şiş bir şekilde adliyeye gittik. Adliyedekiler, trafik kazası mı oldu, dediler ve  beni hastaneye götürmek istediler. Haftanın üç günü imza attım o halimle. 

Şu an, son test sonuçlarına göre beynimde tümör oluşumu var. Ameliyat edilmesi zor bir yer. Temel ihtiyaçlarımı göremiyorum. Birinci sınıfa giden oğlumla birlikte yaşıyorum. Babası yok, yanımızda değil. Dışarıda on dakika yürüyebiliyorum, daha fazla yürüyemiyorum. Ağır taşıyamıyorum, market pazar alışverişi yapamıyorum. Hiçbir şey yapamıyorum. İltihabım akıyor. Bir buçuk yıldır burnum tıkalı. Normal göremiyorum.” 

ÇOCUĞUMUN İHTİYAÇLARINI KARŞILAYAMIYORUM 

Tek isteğinin eşinin yanımda olmasını belirten Özdoğan; “Tek başıma hiçbir şeye yetemiyorum. Eşim tutuklandığında ben kanser değildim. Oğlum, benim babam niye yok, diyordu. Onun için çok büyük bir travmaydı. Altı yaşındaydı babası tutuklandığında. 

Bir gün eşimin cezaevi görüşüne gittiğimizde ilk girişte çocuğumu elimden hızlı bir şekilde alıp başka bir yere kontrol etmeye götürdüler. Bunun üzerine oğlum, ‘Anne, ben babamı görmek istemiyorum, geri gideceğim.’ dedi. Oğlum bana, ‘Biz ölelim en iyisi, cennette birlikte olalım.’ diyordu. 

Sol kulağım duymuyor, görme problemim var. Eşimin, ev hapsiyle dahi yanımızda olmasını istiyorum. Temel ihtiyaçlarımı dahi karşılayamıyorum. Çocuğumun ihtiyaçlarını karşılayamıyorum. Sayısını bilemediğim ameliyatlarım var. Kemoterapim var. Çocuğum konuştuklarımı anlamayınca ben yıkılıyorum, ağlamaya başlıyorum. Oğluma okuma yazma öğreteceğime ev işleri nasıl yapılır bunu öğrettim.” şeklinde durumunu izah ediyor. 

Son olarak dosyası Yargıtay tarafından onaylanan Ayşe Özdoğan, cezaevine girme riskiyle karşı karşıya. Ne yapacağını bilemeyen, cezaevi şartlarında yaşayamayacağını belirten kanser hastası, yüzde 72 engelli Ayşe Özdoğan, sosyal medya üzerinden sesini duyurmaya çalışıyor.

What's your reaction?
0Cool0Upset0Love0Lol

Add Comment

to top